ÖZ, 4’ÜNCÜ EMEĞİN HUKUKU KURULTAYI PANELİNDE KONUŞTU

20 Aralık 2019 12:30, Haberler


ÖZ, 4’ÜNCÜ EMEĞİN HUKUKU KURULTAYI PANELİNDE KONUŞTU


Genel Başkan Yardımcımız Av. Hüseyin Öz, HAK-İŞ, DİSK ve Türkiye Barolar Birliği tarafından ortaklaşa gerçekleştirilen “4. Emeğin Hukuku Kurultayı”nın son oturumunda konuştu. 

HAK-İŞ, DİSK ve TBB’nin ortaklaşa gerçekleştirdiği “İşçilik Hakları Üzerinden Ekonominin Fonlanması” konulu “Emeğin Hukuku Kurultayı”nın dördüncüsü 20 Aralık 2019 tarihinde gerçekleştirildi.

Genel Başkan Yardımcımız Av. Hüseyin Öz, kurultayda panelist olarak yer aldı.

Genel Başkan Yardımcımız Av. Hüseyin Öz, arabuluculuk sisteminin müessesinin gönüllü olması gerektiğini söyledi.

“Arabuluculuk Sistemi Yeniden Gözden Geçirilmelidir”

Arabuluculuk sisteminin Türkiye’de zorunlu olarak devreye sokulduğunu belirten Öz,”Bu müessesenin uygulandığı ülkelerde kayıtlı sistem var. Bizim ülkemizde ise büyük oranda kayıt dışı istihdam var. Bu sebeple arabuluculuk müessesinin zorunlu değil, gönüllü olması gerektiği, tarafların ihtiyati müracaat edip etmeme hususunda serbest bırakılması gerektiği düşüncesini yazılı ve sözlü olarak tüm mecrada ifade ettik” dedi.

Türkiye’de kayıt dışı istihdamın yüksek olduğunu belirten Öz, “Türkiye’de çok önemli bir sorun var, kayıtlı istihdam sistemini AB ve ABD’de olduğu gibi sağlayamadık.  Kayıtlı sistem olmadığı için masaya oturduğunuz zaman mahkemenin huzurunda işverenin insafına terk edilmiş işçilik alacağı ile karşı karşıya kalıyorsunuz. Mahkemede sistemin sağlıklı bir şekilde işletilmesi, belgelerin toplanması ve bunun üzerinden işçilik alacaklarının tespiti mümkünken, arabuluculuk aşamasında tekrar başa dönülüyor. Arabuluculuğun bugün konuştuğumuz kıdem tazminatını hemen hemen tamamen ortadan kaldıracak bir yapıya büründüğünü rahatlıkla söyleyebiliriz. Öyle bir arabuluculuk sistemi işletiliyor ki, arabulucu arkadaşlarımız alacak ne kadar olursa olsun pazarlığa 5 bin TL ile başladıklarını ifade ediyorlar” diye konuştu.

“İşçilere Haklarını Öğretmeliyiz”

İşçilerin haklarını bilmediğini ifade eden Öz, “İşçi arkadaşlarımızın ellerinde iş sözleşmesi yok, puantaj kayıtları yok, izin kullandıklarına ilişkin belgeler yok, hafta tatili ve genel alacakları ile ilgili kayıtlar yok. SGK’nın sistemi içerisinde çalışanların çoğu için asgari ücret üzerinden ücret bildiriliyor. Çalışanların ücretleriyle ilgili bir kayıt dışılık söz konusu. Bütün bunları bir araya getirdiğiniz zaman işçinin elinde hiçbir kayıt yok, işçiler arabulucunun önüne gidiyor ve arabulucunun önünde bir temsilcisi olmaksızın kendi kendini temsil etme gibi bir durumla karşı karşıya kalıyor” dedi.

Türkiye’de yargılama sürelerinin en az 3-5 yıl sürdüğünü belirten Öz, “En az 5 yıl süren yargılamalar için, ‘Gelin siz bu kadar uzun süren yargılama süreçleri içerisine dahil olmayın çok hızlı bir şekilde, arabulucu evresinde bu işi halledelim’ deniyor. Evet arabuluculuk aşamasında halloluyor ama işçinin aleyhine halloluyor. Bu nedenle arabuluculuk sisteminin yeniden gözden geçirilmesi gerekir. Bütün bu işçilik alacakları kamu düzeniyle ilgili değil, tamamen işverenin insafına terk edilerek çözülüyor” diye konuştu.

“Yargının Sağlıklı İşlememesinin Faturası İşçiye Kesilmemelidir”

Hükümetlerin kayıt dışılıkla mücadele etmesi gerektiğini belirten Öz, “Kayıtlı sistemle işçi çalıştıran işletmeler, usulüne uygun olarak işçinin hakkını öderken diğer taraftan da kayıt dışı işçi çalıştıranlarla kendilerini mukayese ettikleri zaman, kendi aleyhlerine bir haksız rekabetin olduğunu ifade ediyorlar. Kayıt dışı istihdamın içinde olmayan, her şeyini kayıtlı istihdama göre uygulayan işverenler tam tersini yapanlar karşısında haksız rekabete karşı karşıya kalıyor. Bizim de işçi konfederasyonları olarak kayıt dışılıkla mücadele etmemiz gerekir. Yargılama süresinin kısaltılması hükümetin temel görevidir, yargı Türkiye Cumhuriyeti’nin temel erklerinden bir tanesidir. Yargının sağlıklı bir şekilde işlemesini sağlamak Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin temel görevlerinden bir tanesidir. Yargının sağlıklı işlememesinin faturası işçiye kesilemez, kesilmemelidir” dedi.

Arabuluculuk sistemi içerisinde Türkiye Barolar Birliği’nin teklifini kayda değer bulduğunu ifade eden Öz, “Ülkemizde yeteri kadar hukukçu var. TBB Başkanının ifade ettiği gibi özellikle müzakere teknikleri konusunda, sorun çözme yöntemleri hususunda eğitimler verilmek suretiyle arabuluculuk oturumlarında görev yapabilirler. Böylece emekçileri, işçi alacaklarının temini hususunda, masada çalışanların temsilcisiz kalmak suretiyle kendi haklarından vazgeçerek, tamamen kendi aleyhlerinde bir anlaşma yapmaktan onları caydıracak bir pozisyona getirebiliriz” diye konuştu.

“Arabulucuların Ücretleri İşsizlik Ödeneği Fonundan Ödenebilir”

Arabuluculuk müessesesi içerisinde görev yapacak hukukçuların ücretlerinin işsizlik ödeneği fonundan ödenebileceğini söyleyen Öz, “Nihayetinde işçiden veya işçi adına işveren tarafından kesilmiş işsizlik ödeneklerinden karşılanacak olması doğal bir durumdur” dedi.

“Bütün Çalışanların Yararlanabileceği Bir Kıdem Tazminatı Sistemini Kurgulamalıyız”

Kıdem tazminatı konusunun Türkiye’de uzun yıllardır konuşulan bir konu olduğunu hatırlatan Öz, “Fon sistemiyle ilgili 2013’te hazırlanan bir taslak dışında ne bizim konfederasyonumuzla ne de diğer işçi konfederasyonlarıyla paylaşılan bir taslak olmadığını belirtmek isteriz. Kıdem tazminatı fonuyla ilgili bir düzenleme yapılmak isteniyor. Biz mevcut sistemle ilgili HAK-İŞ olarak şunu söyledik; elimizde çok net istatistiki bilgiler yok, ama herkesin kabul ettiği bir şey var ki, büyük işletmelerin içerisinde çalışan işçi arkadaşlarımız hariç, çalışanların büyük çoğunluğu, yaklaşık %80’i kıdem tazminatına erişemiyor. İstatistiki verilere göre; mavi yakalıların %15, beyaz yakalıların %35’i kıdem tazminatına ulaşabiliyor. Büyük çoğunluğun yararlanamadığı bir sistem var. Biz bütün çalışanların yararlanabileceği bir sistemin yeniden kurgulanmasından yanayız. Mevcut sistem işverenlerin lehine işleyen bir sistemdir. Kıdem tazminatı sisteminin yenilenmesi gerektiğini ifade eden Öz, “Sistemin yenilenmesini istiyoruz, ancak bu sistem yeniden kurgulanırken; çalışanların 1936 yılından bugüne elde ettikleri kıdem haklarına dokunulmamalı, elde edilen haklar geriye götürülmemeli, kıdem gün sayısına asla müdahale edilmemeli. Kıdem tazminatı gün sayısına dokunulmasını asla kabul etmiyoruz. Bu konuda her türlü mecrada mücadele etmeye hazırız” dedi.

Şu anda uygulamada olan kıdem tazminatı sisteminde çalışanların ortalama aldığı kıdem tazminatının yüzde 15 ile 22 arasında değiştiğini belirten Genel Başkan Vekilimiz Av. Hüseyin Öz, şunları kaydetti: “1980 darbesinden sonra, 1982 yılında gelen kıdem tazminatı tavan sınırı nedeniyle durum böyledir. Tavan sınırına baktığımız zaman en yüksek ücret alan devlet memuruna kadar olan kısmı ortalama çalışanların yüzde 15 ile yüzde 22’sine denk geliyor. Öncelikle buna müdahale edilmesi gerekiyor. Konunun mahkemelik olduğu zamanlar, tazminatın ödenmediği, alınamadığı veya hakkın kötüye kullanımı söz konusu olduğu durumlarda temel işçilik alacakları ve kıdem tazminatı bakımından özellikle kamu alacakları ve ipotekli alacaklarının önüne geçilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu yönde geçmişte yaptığımız bir çalışmada bunu dile getirdiğimizde, bütün işverenler bu düzenlemenin yapılamayacağı hususunda ayağa kalkmıştı. Ama tüm tepkilere rağmen bu düzenleme yapılmalı. Başka türlü işçi arkadaşlarımızın mevcut kıdem haklarını alması ne yazık ki mümkün olamıyor” dedi.

“Kıdem Tazminatında Mevcut Hakların Her Koşulda Korunmasını İstiyoruz”

Kamu alacaklarından ve ipotekli alacaklardan sonra özellikle büyük işletmelerin her türlü teçhizatlarının ipotekli olduğu dikkate alındığı zaman geriye alınacak bir şeyin kalmadığını dile getiren Öz, “Kıdem tazminatında mevcut hakların her koşulda korunmasını istiyoruz. Yeni ekonomik kalkınma planında, bireysel emeklilik sistemiyle mevcut kıdem tazminatı sisteminin fon içerisinde birleştirilmesinin öngörüldüğü ifade ediliyor. Bunun gerekçesi de yatırımlara ucuz kredi imkanı sağlayacak bir sermaye birikiminin olmamasıdır.  Dolayısıyla sermaye birikimi ihtiyacının karşılanması için hem BES’in, hem zorunlu BES’in hem de kıdem tazminatı ile ilgili kurulacak bir fonun tek çatı altında zorunlu olarak bulunması gerektiği noktasında bir yaklaşım var. Bunu halihazırda bulunan bir kısım fonlarla, işsizlik ödeneği uygulamalarından hareketle baktığımızda ne kadar sağlıklı sonuç elde edebiliriz bunu değerlendirmemiz gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Kıdem tazminatı fonu meselesinin hemen hemen bütün dünya ülkelerinde olduğunu belirten Öz, “Gelişmiş ülkelerde çok ciddi fonlar var. Emeklilik fonları var. Bu fonlar doğrudan çalışanın emeğinin karşılığı alınarak oluşturulmuş olanlar değil. Bu fonlar temel varlıklarından elde edilen gelirlerle oluşturulmuş fonlardır. Türkiye'de bir varlık fonu oluşturulmuştu. Türkiye'nin belli başlı şirketleri bu fonun içine dahil edilmişti. Bu yapılabilir mi elbet yapılabilir ama çalışanların hakları üzerinden oluşturulacak bir fonun akıbeti hususunda burada bulunan herkes gibi benim de ciddi kaygılarım var. Neden? Üzülerek ifade etmek isterim ki bizim ülkemizde bir hukuki güvenlik sorunu var. Oysa Batılı ülkelerin kurduğu sistemde güvenlik noktasında bir sorun yok. 50 yıllık mevzuatlarla idare edilen fonlar var. Yani fon kurulurken ülkeler bir düzenleme yapmış çalışanlara ya da hak sahiplerine bir taahhütte bulunmuş. Ancak yaklaşık 50 yıl içerisinde onunla ilgili mevzuatta değişiklik yapılmamış. Ülkemize baktığınız zaman hemen hemen günlük, aylık ve yıllık değişiklikler yapılmaktadır. Bu değişiklikler genellikle sermayeden yana yapılıyor. Dolayısıyla işsizlik sigortası fonunun BES’in ya da zorunlu katılım sisteminin oluşturulması sistemi bizim ülkemizde kafasına taş düşebilir durumda görünüyor” dedi.

“Kıdem Tazminatı 30 Günün Altına Düşürülemez”

Fon sistemi kurulduğu zaman çalışanların hak kaybına uğrayabileceğini belirten Öz, “Kıdem tazminatı fonu kurulabilir derken, mevcut sistemin arızalarının giderilmesini ve bütün çalışanların kıdem tazminatı alacağına kavuşmalarını kastediyoruz. Ancak işveren kesimi şunu kastediyor; ‘gün sayısı düşürülecek benim yapacağım katkı miktarı aynı oranda düşecek’ diyor. Onların dile getirdikleri oran yüzde 3 ile yüzde 4 arasında değişiyor. Bu oran mevcut sistemde almakta olduğumuz 1 yıllık kıdem tazminatının 30 günlük ücret bazında işin yarısına denk geliyor. Yani burada işveren tarafı ile işçi arasında bir irade uyuşmazlığı var” sözlerine yer verdi.

“Prim Ödeme Gün Sayısı 500 Güne İndirilmeli”

İşsizlik ödeneğiyle ilgili düzenlemenin çok sert olduğunu ve çalışanların yeterince işsizlik ödeneğinden faydalanamadığı düşüncesini dile getiren Öz, şöyle konuştu: “Birincisi, Neden prim ödeme sayısı 3 yıl içerisinde asgari 600 gün olarak öngörülüyor? Özellikle mevsimlik çalışanlar ve geçici işçi olarak çalışanlar bakımından arkadaşlarımızın işsizlik ödeneğinden istifade etme şansları yok. Dolayısıyla prim ödeme gün sayısının daha aşağıya, en azından 500 güne indirilmesi gerekiyor. İkincisi, Batı ülkelerindeki işsizlik ödeneklerine bakarsak bizim işsizlik ödeneğimiz son derece düşüktür. Asgari ücretin yüzde 40’ı ile yüzde 80'i arasında bir miktar. Siz ne kadar ücret alırsanız alın, alabileceğiniz işsizlik ödeneği miktarı asgari ücretin azami yüzde 80’nine tekabül ediyor. Dolayısıyla burada da bir revizyona ihtiyaç var. Alınabilecek işsizlik ödeneği miktarının da artırılması gerektiğini düşünüyoruz. Üçüncüsü, işsizlik ödeneği süresinin iyileştirilmesi gerekiyor. 600 gün prim ödemiş bir çalışan ancak 6 ay süresince ödenek alabiliyor. 6 aydan sonra işçinin ne yapacağına dair cevap yok. Bu sorunların acilen düzeltilmesi gerektiği ve bu ödeneğin işçiden yana olmasında ısrarcı olduğumuzun altını çiziyoruz.”

HABERE AİT GÖRSELLER :

20 Aralık 2019 12:30, Haberler


© 2020 HAK-İŞ Konfederasyonu