HAK-İŞ VE MÜSİAD'TAN ORTAK PROJE

01 Kasım 2016 09:44, Haberler


HAK-İŞ ve MÜSİAD tarafından ortaklaşa yürütülen "İşçi ve İşverenlerin Uyum Yeteneklerinin Sosyal Diyalog Yaklaşımıyla Artırılması Teknik Destek Projesi" Açılış Toplantısı 1 Kasım 2016 tarihinde gerçekleştirildi.

 

Konfederasyonumuz HAK-İŞ, MÜSİAD ile birlikte, Avrupa Birliğine Katılım Öncesi Mali Yardım Aracı (IPA) İnsan Kaynaklarının Geliştirilmesi Operasyonel Programı kapsamında 18 Nisan 2016 tarihinden itibaren Türkiye genelinde 15 ilde “İşçilerin ve İşverenlerin Uyum Kapasitelerinin Sosyal Diyalog Yaklaşımıyla Artırılması Teknik Destek Projesini” yürütmektedir.

 

Projenin tanıtım toplantısı1 Kasım 2016 tarihinde, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Dr. Mehmet Müezzinoğlu, HAK-İŞ Genel Başkanı Mahmut Arslan ve MÜSİAD Genel Başkanı Nail Olpak’ın katılımlarıyla gerçekleştirildi.

 

Genel Başkanımız Mahmut Arslan, 'Sloganlarla konuşmak yerine, bilimsel verileri esas alarak konuşmak, kavga etmek yerine oturup müzakere etmek, sosyal diyaloğu önemsemek, sorunları çözmek adına meydanlara çıkma konusundaki yeni sendikal yaklaşımlarımızı işletmelerimizde elimizden geldiği kadar yerleştirmeye çalışıyoruz' dedi.


Toplantıda konuşma yapan Arslan, tanıtımını yaptıkları projeye ve AB projelerine verdikleri öneme vurgu yaparak, sosyal diyaloğu geliştirmek istediklerini kaydetti. 20. yüzyılın sloganlarıyla, 20. yüzyılın ezberleriyle, 20. yüzyılın sendikal kültürüyle 21. yüzyılı yeterince anlama imkanının olmadığını düşündüğünü belirten Arslan, "Sloganlarla konuşmak yerine, bilimsel verileri esas alarak konuşmak, kavga etmek yerine oturup müzakere etmek, sosyal diyaloğu önemsemek, sorunları çözmek adına meydanlara çıkma konusundaki yeni sendikal yaklaşımlarımızı işletmelerimizde elimizden geldiği kadar yerleştirmeye çalışıyoruz. Tabi ki sokaklarda, meydanlarda olmak, demokratik şekilde özgürlüklerimizi de kullanarak, tepkilerimizi de ortaya koymak son derece anlamlı ve önemli ancak sadece meydanlarla değil, aynı zamanda masalarda da oturup meseleleri çözebilecek iradeyi, bilgi birikimini, tecrübeyi, yeni ufukları bizim elde etmemiz gerekiyor" diye konuştu.


Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından finanse edilen, işçi ve işveren arasındaki uyumun, verimliliğin, iletişimin attırılması adına teknik destek projesinin açılışında konuşan Bakan Müezzinoğlu, Hak-İş ve MÜSİAD'ın ilk defa bir proje yapıyor olmalarının kendisini hem duygulandırdığını hem de hüzünlendirdiğini belirterek, "Böyle bir konu başlığında bir projeyi ilk defa yapıyor olmaları açıkçası hüzün verici. Gerek Avrupa Birliği gerekse Türkiye arasında bu başlığın her iki yapı arasında da böyle bir projeye ihtiyacı olduğu kanaatini de burada vurgulamadan geçemeyeceğim. Avrupa Birliği'ne baktığımızda 'insan hakları, hukuk, demokrasi' diyor, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin, devlet anlayışına, yönetim anlayışına da baktığımızda 'insanı yaşat ki devlet yaşasın, insanı yücelt ki devlet yücelsin' ve 'daha çok hukuk, daha çok demokrasi' diyor ama bu mücadeleyi veren bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti, hükümeti ve milleti topyekün 15 Temmuz akşamı bir darbe girişimiyle muhattap oluyor. Hain bir darbe girişimi Türkiye'nin ve 80 milyon Türk milletinin kaderiyle oynamak istiyor, demokrasisiyle oynamak istiyor. Birinci önceliği demokrasi, hukuk, insan hakları olan Avrupa Birliği sosyal diyalogdan uzak bir şekilde kınamayı ne yazık ki bir ay kadar sonra yapıyor. Sayın temsilciden bu yönde bir projeyi de beraber çalışsak diye de bir öneride bulunmak istiyorum. Çünkü o akşam yaşanan hukuka, demokrasiye, insan haklarına karşı bir darbe girişiminin hiç tereddütsüz bütün örnekleri vardı. 14 yaşındaki bir çocuğun annesinin kolunda 'Siz ne yapıyorsunuz? Yanlış yapmayın' diyen anneyi ve evladını katledebilecek kadar hain bir anlayış, köprünün üzerine çıkıp da 'Buna sizin hakkınız yoktur' diyenlere silahını doğrultacak kadar hain bir anlayış, yine TBMM ki milletin ve devletin en üst karar mekanizması ve temsil mekanını bombardımana tutan bir anlayışı 1 saat sonra okuyamayan, tepkisini koyamayan ama günlük hadiselere de baktığımızda dünkü bir olaya bir saat sonra 'kırmızı çizgimizi aşıyor' diye tavır koyan bir yanlışlığı, bir duruşu o gün niye koymadığını sorgulamak gibi bir durumumuz da duruşumuz da olması gerektiğinin kanaatindeyim" diye konuştu.


"15 Temmuz'u biz unutmadık, unutmayacağız ve unutturmayacağız"

Bakan Müezzinoğlu sözlerini şöyle sürdürdü: 

"Hukuk deyince, hepimiz için hukuk, insanlık için hukuk. Adalet deyince hepimiz için adalet, hepimiz için adil olabilme anlayışını, demokrasi deyince demokrasiyi samimi sahiplenmeyi gerektirir. Benim istediğim olursa demokrasinin arkasında dururum, benim hedeflerim sarsılacaksa demokrasi gibi bir anlayışta samimiyet olamaz. O nedenle 15 Temmuz'u biz unutmadık, unutmayacağız ve unutturmayacağız. 15 Temmuz'da bu milletin asil duruşu, ferasetli duruşu, cesaretli duruşunu bazı dostlarımız görmese bile millet vicdanı ve insanlık vicdanı olanlar gördü ve görmeye de devam edecek. Bu süreç, ülkemizin ve milletimizin hakkaniyeti, adaleti ve geleceğe olan güçlü yürüyüşüne katkı sağlayacaktır. Bu anlamda dostlarımızın da bizi daha samimi analiz etmelerini de talep etmekte, onlara bunları anlatmakta, varsa sitemimizi söylemekte bizim görevimizdir, bizim sorumluluğumuzdur."

İşçi ve işveren birlikteliği

İşçi işvereni ikilem olarak değil birliktelik olarak gören bir anlayışın mensupları olduklarını kaydeden Bakan Müezzinoğlu, "İşveren işçisiz olamaz, işçi de işverensiz olamaz. Sağ ve sol ayağın uyumundaki hakkaniyet ve adalet neyse yine işçi ve işveren arasındaki hakkaniyeti ve uyumu bu merkeze taşıyabilme bizim görevimiz ve sorumluluğumuzdur. Bu anlayışa bakanlık olarak hakemlik etmekte bizim için onurdur, görevdir hatta kolay bir iştir. Çünkü merkeze koyulan kelimeler üzerinden hedefler şayet samimi bir şekilde koyuluyorsa burada anlaşamamak ve istişareden hayırlı sonuçlar çıkarmamak mümkün değildir. Temsilcilerimizin, başkanlarımızın bu anlamda geldiği nokta bir beynin sağ ve sol lobu gibi. Dünyanın her an ve her dakika yeni gelişmeleri ürettiği ve hızla dünyanın değiştiği ve geliştiği bir süreci yaşıyoruz" ifadelerini kullandı.

Akıl teri ve alın teri

Değişen ve gelişen süreçte iki kelimenin çok önemli olduğuna vurgu yapan Bakan Müezzinoğlu, "Bunlardan öncelikli olanı akıl teridir. Akıl terini bize zorlayan ve sorumluluk olarak yükleyen bir medeniyetin mensuplarıyız. Düşünmek ve akıl etmek bizim insan olarak ve bir inancın mensupları olarak görevimiz ve sorumluluğumuz. Akıl edeceğiz ama akıl edebilmek için de düşünmemiz gerekiyor. İkincisi ise alınteri. Alın terinin kutsallığını önemsiyoruz ve alın teri kurumadan onun hakkını verebilmek yine bize yüklenen sorumluluk ve görevimizdir. Yalnız alın terini kutsayan bir anlayışı merkeze alırsak 'alın teri kutsaldır' peki ya akıl teri nereye gitti? Akıl terini önemseyenlerin kölesi olma durumuna gireriz. Çünkü o düşünerek, akıl ederek her gün yeniliklere bizi mahkum eder. O zaman ikisini birbirinden ayıran değil, ikisini bir arada ve geliştirerek götürebilen bir süreci hep birlikte başarmamız lazım. Önümüzdeki süreçte ülke olarak, millet olarak ve Avrupa Birliği ile adaleti ve hakkaniyeti merkeze alan ve yine bizim medeniyetimizin bize sorumluluk olarak yüklediği öğrenmek, bilmek, eğitmek, ilim sahibi olmak ve her gün yeni bilgilerin peşinde koşmak yine hep birlikte sorumluluğumuzdur. Bunun için de sosyal diyaloğa, sosyal iletişime, sosyal yönden birbirimizle iyi ilişki kurmaya ihtiyacımız var o nedenle sosyal zekamızı da geliştirmek durumundayız" açıklamasını yaptı.

"Alabiliyorlarsa da birazcık ders alsınlar"

Bakan Müezzinoğlu, geçen hafta BBC'de Türkiye'nin aleyhine 'Suriyeli çocuk işçileri çalıştırıyor' diye bir haber yapıldığının altını çizerek şunları kaydetti: 

"Kasıtlı bir haber, art niyetli bir haber, Türkiye'yi bu anlamda dünya kamuoyunda kötülemek isteyen bir haber. Türkiye'de çocuk işçiler diye bir konu başlığını gündeme alsa ve bunu samimiyetle çalışsa bu kadar itirazım olmaz ama 3 milyon Suriyeliye göğsünü de bağrını da vicdanını da açmış bir ülkenin 80 milyon bir milletin ve onun devletinin ve hükümetinin saygın duruşuna leke getirmeye hiçbir medya mensubunun hakkı yoktur. Tek bir örnek vereceğim ve BBC'ye de diyorum ki, gel bu örneği çalış. Ben 5,5 ay önce Sağlık Bakanı'ydım. Sağlık Bakanı olarak Recep Akdağ Bakanımıza teslim ettiğim dönemin rakamlarını söylğyorum: Türkiye'de 155 bin Suriyeli annenin bebeği oldu, bu ay yıldızlı bayrağın altında oldu. Bu 155 bin anneye gitsin tek bir anne benim her yıl 1 milyon 300 bin doğum yapan annemden farklı bir muamele görmüş mü görmemiş mi ona baksın. Bu 155 bin çocuğa benim her yıl 1 milyon 300 bin bebeğimize yaptığımız aşılardan farklı bir aşı yaptık mı yapmadık mı, aşı takvimlerinde farklı bir uygulama yaptık mı yapmadık mı ona baksın. Şayet insafı varsa, vicdanı varsa, adil ve hakkaniyetliyse, basın etiği anlamında bir ölçüsü varsa evet 155 bin anne,155 bin doğan bebek ve muhtemelen şimdi 165-175 bin olmuştur bu bebekleri bir incelesin bakalım, 1 milyon 300 bin bebekle aynı mı tutulmuş, 1 milyon 300 bin doğum yapan anneyle farklı bir muameleye tabi olmuş mu? Hatta Suriyeli annelerin nasıl pozitif ayrımcılığa tabi tutularak mağdur olmamaları için de hangi tedbirleri aldığımızı bir görsünler alabiliyorlarsa da birazcık ders alsınlar."

Bakan Müezzinoğlu'nun konuşmasının ardından Hak-İş ve MÜSİAD Genel Başkanları Sosyal Diyalog ve İşbirliği Protokolü'ne imza attı. 

Ardından “Sosyal Diyaloğun Sektörlere ve İşyeri Verimliliğine Etkisi” konulu bir panel düzenlendi.

 

 

 

HABERE AİT GÖRSELLER :

01 Kasım 2016 09:44, Haberler


© 2016 HAK-İŞ Konfederasyonu