Dünya Panoraması ve
Dünya Sistemindeki Yeni Eğilimler
Özellikle son 10 yılda
küresel nitelikte bir dizi gelişmeler oldu. Önce
Sovyetler sistemi çöktü, Ardından, Yeni Dünya Düzeni ile
Küreselleşme kavramları gündem maddeleri ve tartışma
konuları oldu. Sonra Üçüncü Bin Yıla giriş heyecanı
yaşandı. Bu olayların hiçbiri, ulusal karakterli
olmayıp, küresel karakterli olmuştur. Bunlar Dünyada
yeni bir heyecanın ve yeni bir beklentinin adresleri
oldular. Dolayısıyle bu konularda aleyhte yapılan
tartışmalara ve argümanlara kulak tıkandı. Ancak kısa
sürede görüldü ki karamsarlık da iyimserlik kadar gerçek
bir durumdur.
Yeni bir dünya
beklentisi, müreffeh bir dünya, barışçıl bir dünya
beklentisi çabuk kayboldu. Çünkü, bu olayların sonuçları
maalesef çok pozitif olamamıştır.
Sovyetler sisteminin
çöküşüyle ortaya fakirlik fotoğrafı çıktı. Böylece Demir
perdenin gizlediği fakirlik su yüzüne çıktı. Sovyet
ülkeleri, demir perdeden sonra önemli ilerlemeler
kaydettiler. Ancak bu ülkelerde fakirlik hala önemli bir
gösterge durumundadır. Bu ülkeler, demokratikleşme ve
haklar ve özgürlükler konularında ilerlemeler
kaydetmelerine rağmen, önemli problemleri bulunmaktadır.
Yeni düzen iddiası
olumsuz bir görüntü sergiledi. Yeni dünya düzeni adına
düzensizlikleri ifade etmek için ya da bir hegemonya
adına bir düzeni belirtmek için kullanılmaya başlandı.
Dünya, iki kutuptan tek kutuba geçmesine, nükleer
kabustan kurtulmaya ve rejim propagandaların ortadan
kalkmasına sevinemedi.
Dünyadaki köklü
değişiklikler sorucu açılan pandoranın kutusundan bir
dizi savaşlar çıktı. Körfez Savaşı, Ermenistan
saldırısı, Sırp saldırısı, Çeçenistan Savaşı
Bosna-Hersek Savaşı, Kosova Savaşı, Afganistan ve tekrar
Körfez Savaşı gibi. Bu savaşların ortak özelliği
Türkiye’nin çevresindeki coğrafyada olmasıdır.
Savaşların bir diğer ilginç yanı, tek kalan süper göçün
bu savaşların taraf ve muhatabı olmasıdır.
Küreselleşme ise,
ülkeleri, hakları ve bireyleri sürece katmayı
başaramadı. Aksine, küreselleşme, zaten geri kalmış
ülkeleri, geri kalmış halkları ve fakir bireyleri daha
da dışlayan bir seyir izlemektedir. Çünkü küreselleşme,
Neo-liberal ideolojisin prensipleri ve öğretileri
doğrultusunda geliştirilmeye çalışılıyor. Oysa dünyanın
bugün içinde bulunduğu durum ve gerçek, Neo-liberal
öğretiler ile çok fazla örtüşmemektedir.
Dünya, karnını
doyurmaya, temiz içecek su bulmaya, temel sağlık ve
eğitim hizmetleri elde etmeye çalışıyor. Bu nedenle
temel Neo-liberal öğretilerin ve politikalar, dünya
nüfusunun en az 2/3’si için bir lüks ve fantezi olarak
kalmadığın görülmektedir.
Çünkü bu gemalmaz
ideoloji;
- Her alanda
deregulasyonu (kuralsızlaştırmayı)u,
- Kamu hizmetlerinin
bitirilmesini,
- Sınırsız bir
özelleştirmeyi,
- Sermayenin sınırsız
mobilitesini istemektedir.
Dünya, bu lüksü ve
fanteziyi kaldıramadığı için her geçen gün küreselleşme
karşıtlığı güçlenmektedir. Küreselleşme başlangıçta
engel tanımaz gibi görünüyordu, ancak şimdi
küreselleşme, yoğun güvenlik çemberi içinde yani fildişi
kulelerine taşınmaya başlanmıştır. Küreselleşme
karşıtlığı ve Anti-Mailik, bir istisna olmaktan çıkıp,
bütün dünyada örgütlü bir oluşum ve güç haline gelmeye
başladı. Prag, Katar, Porto Alegra, Evian, Roma, Cancun
ve Davos, yani küreselleşmenin konuşulduğu her yerde
Küreselleşmeye karşı örgütlü bir güç gelişmektedir.
Orta Doğu, Irak,
Filistin
Orta Doğu, Dünya
politikasındaki sıcak yerini sürekli korumaktadır. Orta
Doğu’da son yarım yüzyıldır savaşlar eksik olmuyor.
Dolayısıyla, Orta Doğu hiç dinmeyen bir sızı
olmaktadır. Bu savaşların odağında da İsrail
bulunmaktadır.
Filistin:
İsrail-Filistin çatışması, bazı iyimser periyotlara
rağmen, insanlık dramı olmaya devam ediyor. Herkes
barışın tesis edilmesini çok arzu etmesine rağmen, öyle
görünüyor ki, yakın zaman içinde iyimser olacak
işaretler ortaya çıkmış değil. Her şeyden önce taraflar
arasında bir denge yok. İsrail’in sahip olduğu
imkanlarla Filistin’in sahip olduğu imkanlar çok farklı.
Daha doğrusu, İsrail’in var, Filistin’in yok. Durum bu
olunca, sonuç bir insanlık dramı oluyor.
HAK-İŞ, öteden beri bu
sorunun barışçıl olarak çözülmesi için katkılar
sağlamaya çalışmakta ve sivil girişimleri
desteklemektedir. HAK-İŞ, çatışmaların en çok
yoğunlaştığı, Mayıs 2002 tarihinde İsrail’in bütün
Filistin’i işgal edip, Yaser Arafat’ı ölüme mahkum
ettiği bir zamanda Türk Sivil Girişim heyetinde yer
almıştır. HAK-İŞ Genel Başkanı Salim Uslu, bir sivil
barış girişiminde yer alarak İsrail ve Filistin’e
gitmiştir. Sivil Barış Girişimi Heyeti, İsrailli ve
Filistinli devlet yetkileri, sivil toplum örgütleri ve
sendika liderleri ile görüşmüştür. Bu ve benzeri sivil
girişimlerin de katkısıyla İsrail baskı ve saldırıları
önemli oranda azalmıştır.
Irak:
Irak ise bölgenin kronikleşen bir diğer problemi
olmuştur. Öyle anlaşılıyor ki, dünyadaki güçler, Irak’ın
rolünü tanımlamakta zorlanmaktadırlar. Bu güçler,
Irak’ın geleceğine ilişkin flu bir fotoğraf
görmektedirler.
Irak’a karşı her türlü
politika denendi ise de yine de Dünyanın Irak politikası
netleşmemiştir. 10 yıllık Irak-İran Savaşı, Irak’ın
Kuveyt’i işgali, Körfez Savaşı (I), 13 yıllık sıkı bir
ambargo, Körfez Savaşı (II), Amerikan valisi sistemi,
dünyanın Irak politikasının karnesini oluşturuyor.
Irak’ın geleceği konusunda iyimser olunamadığı gibi,
komşu ülkeleri, Arap Ülkeleri ve Orta Doğu bu durumdan
yakından ve doğrudan dünya ise dolaylı olarak
etkilenmektedir.
Etkilenen ülkelerin
başında da Türkiye gelmektedir. Bu süreçlerde Türkiye
ağırlıklı olarak, barıştan yana bir tavır sergilemeye
çalışmıştır. Ancak bu çabalar, Amerikan politikasının
üstüne geçememiştir. Türkiye, Irak politikasında açık
tavrını artırmalıdır. Türkiye, bölgenin en güçlü
ülkesidir. Irak’ın komşusu ve dostu bir ülkedir.
NATO’nun müttefikidir de. Dolayısıyle Türkiye, bu
dengeleri açıklıkla kuracak tek ülkedir.
HAK-İŞ olarak, Irak
sorununda başından beri sivil girişimin ve barışçıl
girişimlerin önemine ve rolüne inanmaktadır. Bu
bağlamda, HAK-İŞ, Türkiye’nin komşusu olan Irak’ta bu
sorunun giderilmesi için sivil girişimlerini
sürdüregelmiştir. Bu son kriz de de sivil ve barışçıl
girişimi gerçekleştirmiştir.
Irak’a saldırının hemen
öncesinde HAK-İŞ Genel Sekreteri H. Ferudun Tankut
başkanlığında bir HAK-İŞ Heyeti, Şam’a giderek Uluslar
arası Arap İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun
Bölgesel Barış ve Sendikalar konulu bir konferansına
katılmıştır. Konferansta sorunun barışçıl yolla çözümü
ve sivil girişimlerin artırılması yönünde bütün dünyaya
ve uluslar arası sendikal harekete gönderilen bir
bildiri yayınlanmıştır.
HAK-İŞ, ayrıca savaş
öncesinde Türkiye’de, diğer sendikal kuruluşlar ve sivil
toplum örgütleri ile birlikte savaş karşıtı eylemlerde
öncülük etmiştir.
Kıbrıs
Kıbrıs Sorunu, gerek
dünya ve gerekse AB gündeminde sürekli olarak yerini ve
sıcaklığını sürekli korumayı başarmaktadır. Kıbrıs
sorunu, kendine has bir sorun olduğundan Kıbrıs’ta
dengelerin kurulması da o denli zor oluyor. Hiç şüphe
yok ki, Kıbrıs, stratejik bir öneme sahiptir. Bu önemden
dolayıdır ki, dünyadaki sayısız irili ufaklı problemlere
rağmen, BM’nin birincil ilgi odağıdır. Her BM Genel
Sekreterinin adeta bir test noktasıdır. Her BM Genel
Sekreteri kendi soyadları ile anılan Kıbrıs Raporları
üretme ihtiyacını hissetmektedir. Gali Önlemler Dizisi,
Annan Planı gibi. Kıbrıs’daki özel temsilciler dünyaca
tanıma ve ünlenme imkanını elde ederler. Son olarak, De
Soto’nun olduğu gibi. Kıbrıs sorununda durum tespitinin
yapılması, çözüm için önemlidir, çözümsüzlük için bir
şart olması için değildir.
Kıbrıs sorunu, Türkiye,
Yunanistan, KKTC, Rum Kesimi, İngiltere, ABD ve BM
üçgeninde seyrederken, son yıllarda yeni bir aktör
olarak AB sahneye çıktı. AB’nin Kıbrıs yaklaşımı ise ne
pahasına olursa olsun koparma şeklinde görülüyor. Bu
yönde de önemli adımlar attı. Kıbrıs Rum Kesimi ile
Kıbrıs adına AB’ye üyelik antlaşmasını yaptı. Kıbrıs Rum
Kesimi, Mayıs 2004’ten itibaren Kıbrıs adına AB’nin
üyesi olacak.
Ancak AB zaman içinde bu
politikanın pek de başarılı olmadığını hissetmiş
görünüyor. AB başlangıçta KKTC’nin, AB üyeliğinden
heyecanlanıp hızlı bir çözümü onaylayacağını düşündü,
ancak olmadı. Annan Planı devreye girdi. O da şimdilik
olmadı. AB, hevesine kurban giderek Kıbrıs’ı şimdi
fiilen ve hukuken ikiye bölmüş oldu. Bugüne kadar olanın
adını koymuş olacak.
Türkiye ise, yeni
hükümeti ile Kıbrıs’ta köklü politika değişikliği
yapacağı iddiasında bulundu. Ancak hükümet 1 yıllık
süreç sonunda seyircilik rolüne bürünmüş görünüyor.
HAK-İŞ, Kıbrıs sorunu
ile yakından ilgilenmektedir. Kıbrıs konusunun daha iyi
aşamalara taşınması için sivil barış girişimlerine büyük
önem vermektedir. Bu bağlamda konunun birlikte
tartışılmasına inanmaktadır. HAK-İŞ bu doğrultuda
hareket ederek, sendikal alanda Türk-Yunan ve Kıbrıs’lı
Türk ve Yunan sendikacılarla ortak platformlarda konuyu
tartışmaya özel bir önem vermektedir.
HAK-İŞ, Atina’da
Türk-Yunan ve Kıbrıslı Türk ve Yunan sendikalarını
buluşturan ortak bir platformda yer almıştır. Bu
platformda Türkiye’nin AB üyeliği, Kıbrıs’ın AB üyeliği
ve Irak sorunu birlikte değerlendirilmiştir. Bu
çerçevede Kıbrıs sorunun sivil girişimlerle sonuçlanması
konusunda ortak kararlılık sergilenmiştir. Platform,
ortak bir sivil barış girişimi bildirgesi
yayınlanmıştır.
HAK-İŞ, ayrıca konu ile
ilgili olarak, diğer sivil toplum örgütleriyle birlikte
hareket etmeye ve ortak girişimlerde bulunmaya da önem
vermektedir. Bu çerçevede TESEV öncülüğünde Kıbrıs’ın
her iki tarafıyla görüşmeler yapmak doğrultusunda Aralık
seçimleri öncesinde Kıbrıs’ta fact finding mission
(bilgi toplama) sivil girişim heyetine katılmıştır.
Kıbrıs’ta gelinen
noktada şu çok açık bir gerçektir. Kıbrıs ile ilgilenen
siyasi aktörler heveslerini çabuk ortaya koymaktadır. Bu
durum, ileri bir çözümü kilitlemektedir. Ancak her şeye
rağmen, Kıbrıs sorununu, şablonlardan ve formüllerden
uzak yeniden değerlendirmek gerekir. Her sorunun olduğu
gibi, bu sorunun da çözümü ya da çözümlerinin olması
mümkündür.
Avrupa Birliği
Avrupa Birliği
entegrasyonu, sürekli gelişmekte güçlenmekte ve nihai
hedef olan siyasi birliğe doğru ilerlemektedir. AB yoğun
bir çalışma içerisinde projesini tamamlama gayretinde
bulunmaktadır.
AB entegrasyon süreci,
50 yıldır önemli ilerlemeler kaydetmiştir. Ancak
entegrasyonun gelinen sürecinde önemli eksiklikleri
bulunmaktadır. Bu eksiklikleri şöyle sıralamak
mümkündür:
- AB genişlemesini
tamamlayamamış, dolayısıyla sınırlarına ulaşamamıştır.
- AB’nin bir ordusu
yoktur, dolayısıyla, güvenlik politikası havada
bulunmaktadır.
- AB’nin dış politikası
güçlendirilmemiştir, dolayısıyla, AB dışarıda tek ses
değildir.
- AB’nin iç politikası
güçlendirilmemiştir, dolayısıyla, Tek Pazara ve
Schengen’e rağmen, tek bir polisi yoktur.
AB’nin bir Anayasası
yoktur, dolayısıyla, tek bir devlete ulaşamamıştır.
Ancak AB, Tek Avrupa
yolunda sembolik önemi büyük olan Tek Para Birliğine
birkaç ülke hariç geçmeyi başarmıştır. Euro, ulusal
paraların yerine geçmiştir. Ardından Anayasa
hazırlıklarını başlatmıştır. Anayasasının hazırlanması
fikri, Siyasi Birliğe varış yönünde önemli bir kilometre
taşını ve önemli bir siyasi simgeyi oluşturmaktadır. AB
Anayasının ilk taslağı hazırlanmıştır. Taslak metni AB
devlet Başkanları tarafından tartışılmaktadır. Eğer
taslak kabul edilirse, AB 2004’ten itibaren bir
Anayasaya sahip olacaktır.
AB ayrıca sürekli
genişliyor. Ancak Doğu Avrupa’nın yıkılmasıyla birlikte
AB’nin kitlesel genişlemesi ortaya çıktı. Buna göre,
AB’nin sadece bir yada birkaç ülkeyi değil, bir büyük
bölge olan Orta ve Doğu Avrupa’yı içine alması söz
konusu oldu. Bu durum Avrupa’da önemli bir heyecan ve
ivme yaratmıştır. Avrupa’nın genişleme süreci, “tarihi
fırsat”, “Avrupa’nın yeniden inşası”, “Avrupa’nın
yeniden birleştirilmesi” şeklinde nitelendirilmektedir.
Avrupa’da genişleme
yolunda bu heyecan yaşanırken, genişleme Türkiye için
heyecan verici olmamıştır. Aksine, Avrupa’nın genişleme
hevesi Türkiye sınırında şekil değiştirmekte, heyecan,
bir şekilde karışık duygulara, hatta kaygılara
dönüşmektedir. Çünkü AB; Türkiye’nin yerini hala tam
olarak tanımlamaktan uzak bir tavır sergilemektedir.
Türkiye, AB üyelik
heyecanını duyamamakla birlikte ilginç bir gelişme
olarak başka bir heyecanı duymaya başladığını görüyoruz.
Türkiye, son yıllarda
kararlı ve düzenli bir şekilde toplumun
demokratikleşmesi yönünde başta siyasi alanda olmak
üzere, ard arda bir dizi adımları gerçekleştirmeyi
başarmıştır. Türkiye bu çerçevede 7 ayrı Reform Paketini
gerçekleştirmiştir. Devrim niteliği taşıyan bu paketler,
öncelikle siyasi alanda var olan tabu denilecek siyasi
sorunları reforma tabi tutmayı başarmıştır. Bunların
başında idamın kaldırılması, ana dilde eğitim, MGK’nın
yeniden yapılandırılması, vakıf ve derneklere yeni
düzenlemelerin yayılması, yabancı vakıf ve derneklerin
çalışmalarının kolaylaştırılması sayılabilir. Ancak
Türkiye’nin, bu 7 ayrı siyasi içerikli reform
paketlerine sosyal sorunları içeren Sosyal Paket adı
altında bir de 8.ncisini eklemesi son derece gereklidir.
Bu reform sürecinin tamamlanması için kaçınılmazdır.
Türkiye, bunları AB’ye
uyum adı altında gerçekleştirmiştir. Ancak, bunları
kendi öz iradesi ile kısa zamanda toplumun geniş
konsensüsü ile yapmıştır. Aslında bu reformları
Atatürk’ün başlattığı çağdaşlaşma ve Batılılaşma Projesi
yönündeki ileri bir aşamayı oluşturmaktadır.
Türkiye, bu başarısı
nedeniyle ile AB ile tam üyelik müzakerelerinin
başlatılmasını hak etmiştir. Bugüne kadar Türkiye-AB
ilişkilerinde şaşıran taraf hep Türkiye olurdu. Ancak bu
gelinen süreçte şaşıran tarafın artık AB olduğunu
görüyoruz. Burada şunu vurgulamakta yarar var. Eğer
Türkiye bu gayretini yıllar önce göstermiş olsaydı,
şimdi bambaşka bir konumda olabilirdi, AB sorununu
çoktan halletmiş olurdu.
Ancak bugün itibariyle
baktığımızda, Türkiye’nin AB ilişkileri bakımından
önünün açık olduğu görülmektedir. Şimdi kendi
pozisyonunu ve tavrını açıklama sırası AB’nindir.
Türkiye bugüne kadar tavrını açıklama zorunluluğu ile
karşı karşıya idi. Türkiye-AB ilişkileri hep bir
samimiyetsizlik, gerginlik, suçlama, hatta horlama
şeklinde gelişti. Ancak şimdi, hedefler konuluyor.
Hedeflere taşıyacak stratejiler konuşturuluyor.
Şimdi yapılması gereken
şey açıktır. Hedef belirlenmiştir. Araçlar
belirlenmiştir. Adımlar atılmakta ve reformları
yapılmaktadır. Taraflar birbirini test etme
alışkanlığını aşarak –ki önemli oranda aşmışlardır- 2004
yılının sonunda Rotterdam’da yapılacak olan zirveye
hazırlanmaları gerekir. Süreç, Rotterdam sürecidir. Saat
işlemektedir. Rotterdam, hedefin adresi olacaktır.
AB Üyeliği ile İlgili
Çalışmalar
HAK-İŞ, AB konusundaki
çalışmalara ve faaliyetlere aktif olarak katılmıştır.
Çünkü, HAK-İŞ, AB entegrasyon sürecine hem devletin, hem
sivil toplumun ve bireylerin mümkün olduğunca katılarak
bu sürecin reaktif değil interaktif hatta proatif
olmasını savunmaktadır. Aksi takdirde,Türkiye, kurumlar
ve toplum olarak. sürece seyirci ve defansif
kalmaktayız.
AB Sosyal Partnerler
Zirvesi:
Bu çerçevede HAK-İŞ’in bu açık ve yapıcı yaklaşımından
dolayı Kasım 2002’de Belçika’nın Genval Kasabası’nda
yapılan Üçlü AB Sosyal Partnerler Zirvesi’ne Türkiye’den
çağrılan tek örgüt olmuştur. Bu zirve kritik Kopenhag
Zirvesi’nin hemen öncesinde gerçekleşmesi nedeniyle
büyük önem arz etmekteydi. Zirveye AB Kanadı (hükümet)
adına Komisyon Başkanı Romanı Prodi, Sosyal İşler
Komiseri Anna Diamontopolou, Dönem Başkanı Danimarka
Başbakanı ve Çalışma Bakanı ile Konvansiyon Başkan
Yardımcısı Duhane Luc katılmıştır. İşverenler adına
UNICE (İşveren Sanayici), CEEP (Kamu İşvereni), UAPME
(Esnaf), KOBA (Tarım) temsilcileri ortak olarak bir
heyetle katıldılar. İşçi kesimi adına ETUC Genel
Sekreteri Emilio Gabaglio başkanlığında ETUC yönetimi ve
bazı sendika temsilcilerinden oluşan bir heyet katıldı.
İşçi kesimi heyetinde Türkiye’den Genel Başkan Salim
Uslu ile Genel Başkan Danışmanı Osman Yıldız yer aldı.
Uslu, burada bir konuşma yaparak, Kopenhag’ta Türkiye’ye
üyelik müzakerelerinin verilmesini istedi.
AB Konvansiyonu:
Avrupa Birliği entegrasyon sürecinde son yıllarda yeni
bir dönüm noktası daha yaşamaktadır. Aralık 2001 Leaken
Zirvesi’nde aldığı karar doğrultusunda AB Anayasası’nı
hazırlaması için AB Konvansiyonu oluşturdular.
Konvansiyonu mevcut üye ülkeler ile Türkiye dahil alay
ülkelerin temsilcilerinden oluşan heyetler oluşturuldu.
Konvansiyon 1.5 yıl sürdü ve Haziran 2001’de “AB Anayasa
taslak metnini oluşturarak Selanik’te yapılan AB
Zirvesi’ne sundu.
Bu süreçte HAK-İŞ,
önemli katkılar sağlamaya çalıştı. Genel Başkan
Danışmanı Osman Yıldız, ETUC tarafından Nisan 2003’de
yapılan AB Anayasası, Değerleri ve Sosyal Politikalar
konulu toplantıya katıldı ve sunuş yaptı. Yıldız, bu
sunumunda yeni AB’nin değerleri arasında seküler değere
yer verilmediğini ve onun bir eksiklik olduğunu
vurguladı.
HAK-İŞ ayrıca,
Türkiye’nin resmi ve sivil toplum görüşlerinin
oluşturulmasına aktif olarak katıldı. HAK-İŞ, Avrupa
birliği Genel Sekreterliğinin bu amaçla Uiusal
programlara ve konvansiyon hazırlık yönünde düzenlediği
toplantılara aktif olarak katıldı ve katkılarda bulundu.
HAK-İŞ ayrıca, TESEV ve İKV öncülüklerinde Türk Sivil
toplum örgütlerinin politikalarının oluşturulması
yönünde yapılan sayısız toplantılara katılarak katkılar
sundu.
HAK-İŞ ve Kopenhag Öncüsü
Sivil Toplum Lobisi:
Kopenhag öncesinde Türkiye’nin AB’ne üyelik
müzakerelerinin başlaması için önemli ortak çalışmaların
hepsine katıldı. HAK-İŞ, AB düzeyinde geniş bir lobi ve
yazışma faaliyetinde bulundu. HAK-İŞ, Dönem Başbakanı
Rasmussen’e, ETUC’a, AB Türkiye Büyükelçilerine Dönem
Başkanı Danimarka Büyükelçisine mektup yazdı. İsveç
dışişleri bakanlığı yetkilileri ziyaret edildi.
Avrupa’daki sendikalara yazı yazıldı. Genel Başkan Salim
Uslu, AB ve üye ülkeler nezdinde yapılan bütün sivil
toplum lobi ziyaretlerine ve R. Tayyip Erdoğan’ın parti
lideri olarak seçimden sonra, AB başkentlerine ve ABD’ye
yaptığı ziyaretlere aktif olarak katıldı. Kısacası
HAK-İŞ, AB süreçlerinin hepsinde aktif bir rol almıştır.
AB-TR Karma Ekonomik ve
Sosyal İstişare Komitesi:
HAK-İŞ, Türkiye – Avrupa Birliği Karma Ekonomik ve
Sosyal İşler Komitesi’nin (TR-AB KİK) üyesi olarak,
toplantıların ve faaliyetlerin hepsine aktif olarak
katılmıştır. Her şeyden önce Genel Başkan Salim Uslu, bu
komitede Temas Grubunun üyeliğine seçilmiştir. Uslu,
ayrıca bu faaliyet döneminde bu komitenin karar verdiği
iki temel konuda Eş Raportörlük yapmıştır. Bu
raporlardan ilki Türkiye’den Avrupa’ya Göç konusunda
olmuştur.
Göç konusunda şu temel
özellikler ön plana çıkmaktadır:
Göç, hem genel anlamda
ve hem de Türkiye-AB ilişkileri açısından son derece
önemlidir. Türkiye hem göç veren ve hem de göç alan bir
ülke konumundadır. Türkiye’nin dış göç kadar azalarak da
olsa iç göç sorunu da bulunmaktadır.
Göçün Türkiye üzerinde
önemli etkileri bulunmaktadır. Göç Türkiye’nin
politikalarını doğrudan ve dolaylı olarak
etkilemektedir.
HAK-İŞ, göç konusuna
özel bir önem vermektedir. Bu öneme paralel olarak da
ciddi faaliyetlerde bulunmaktadır. Her şeyden önce
HAK-İŞ, özellikle dış göçü incelemeye tabi tutmuş,
uluslar arası projeler hazırlamıştır. Öyle ki bu
raporlar, Türkiye – AB ilişkileri kapsamında TR-AB Karma
İstişare Komitesi için hazırlanarak Türkiye ve AB
otoritelerine sunulmuştur.
Daha sonra, göç
konusundaki rapor güncelleştirilmiştir. Söz konusu ortak
rapor şöyledir:
(Göç raporu)
Bir diğer rapor ise, “AB
Üyelik Yolunda Türkiye” adlı Türkiye-AB ilişkilerini
içeren konuda olmuştur. Raporun Raportörleri, Türkiye
kanadı adına Genel Başkan Salim Uslu ile AB kanadı adına
Hollanda’lı sendikacı Tom Etty olmuştur.
Başkan Uslu ve Etty,
konu ile ilgili ayrı ayrı rapor yazarak, 3-4 Kasım 2003
tarihlerinde Brüksel’de yapılan TR-AB KİK’in 16. Genel
toplantısında raporlarını sunmuşlardır. Bu raporlar,
Nisan 2004 tarihinde İstanbul’da yapılacak olan 17. KİK
toplantısında ortak rapor haline getirilecektir.
Genel Başkan Salim
Uslu’nun hazırladığı rapor, konunun göncelliği, önemi ve
içeriği bakımından aşağıda sunulmaktadır.
(Rapor girecek)
Uluslar arası Kuruluşlar
ile İlişkiler
HAK-İŞ, bu faaliyet
döneminde de uluslar arası sendikal kuruluşlar ile
yoğun, yapıcı ve ileriye dönük ilişkiler yaşamıştır.
HAK-İŞ, bir yüzü dünyaya dönük olarak uluslar arası
platformlarda katılımcı ve etkin bir faaliyet dönemi
gerçekleştirmiştir.
HAK-İŞ, ILO
İlişkileri
HAK-İŞ, 1997 yılından
beri ILO Yıllık Konferansına katılmaya başlamıştır.
HAK-İŞ, bu dönemde de ILO yıllık konferanslarına yoğun
olarak katılmaya devam etti. ILO yıllık konferansları
hem uluslar arası sendikal hareket bakımından ve hem de
ulusal üçlü yapının taraflarının kendi ilişkisi
açısından önemli bir işbirliği ve diyalog platformu
olmaktadır.
1997 yılına kadar tek
işçi konfederasyonunun katılımı şeklindeki tekelci
anlayış, HAK-İŞ ve diğer konfederasyonun katılımı ile
giderilmiştir. Ancak ILO’ya giden Türk içişi kanadının
katılımı hakkındaki sorunlar hala giderilememiştir. İşçi
delegeliği ve delege yardımcılığında hala tek
konfederasyonun tekelciliği vardır. İkincisi, komite
toplantılarının da tek konfederasyonun çalışması
yetersizdir. Dolayısiyle komisyonlarda Türkiye’nin
etkinliği çok azdır.
Gerçekte ILO’ya gidecek
heyetin, ILO öncesinde stratejik ve teknik bir hazırlığı
yoktur. Türkiye’nin ILO ilişkileri açısından neme
lazımcı bir anlayışı vardır. Türkiye’nin bundan böyle
ILO çalışmalarına ve etkinliklerine özel bir önem
vermesi Türk endüstri ilişkilerinin geleceği açısından
son derece yararlı olacaktır.
HAK-İŞ, ICFTU ile
İlişkiler
HAK-İŞ,
Konfederasyonu,1999 yılı sonunda yapılan 9. Olağan Genel
Kurulun hemen ardından Nisan 2000 yılında ICFTU’nun 17.
Genel Kurulu Güney Afrika Cumhuriyeti’nde yapılan 17.
Genel Kuruluna katıldı. HAK-İŞ bu genel kurula Genel
Başkan Salim Uslu başkanlığında bir heyetle katıldı.
HAK-İŞ, söz konusu genel kurulda ICFTU’nun İcra Kurulu
Üyeliğine (yedek) seçildi. Genel Başkan Salim Uslu,
yıllık yapılan İcra Kurulu toplantılarından Kasım 2002
tarihinde yapılan toplantıya katıldı. Salim Uslu ayrıca,
Aralık 2003 tarihinde yapılacak olan ICFTU İcra Kurulu
toplantısına da davet edildi.
HAK-İŞ, ETUC ile
İlişkiler
HAK-İŞ, ETUC ile olan
yakın işbirliğini artırarak devam ettirmektedir. HAK-İŞ,
ETUC ile ilişkilerini çok boyutlu yürütmektedir. Bu
ilişkilerin boyutları kısaca şöyledir;
- HAK-İŞ, ETUC’un bütün
icra kurulu toplantılarına düzenli ve aktif olarak
katılmaktadır. İcra kurulu toplantıları yılda 4 sefer
yapılmaktadır. İcra Komitesi’nin üyesi Genel Başkan
Salim Uslu’dur. Diğer yönetim kurulu üyeleri de zaman
zaman bu toplantılara katılmaktadır. Ekim 2003 tarihinde
yapılan İcra Kurulu toplantısına ise Genel Sekreter H.
Ferudun Tankut katılmıştır.
- İcra Komitesi
toplantılarında, AB zirvelerine yönelik ETUC
Bildirisinde Türkiye’nin üyeliğine ilişkin kararlarının
çıkartılmasına katkı sağlamıştır. Bu kararlardan biri
kritik Kopenhag Zirvesi öncesi alınmıştır. Bu kararın
alınması için hem HAK-İŞ, ayrı olarak ve hem de diğer
konfederasyonlarla (HAK-İŞ, DİSK, TÜRK-İŞ ve KESK)
birlikte ETUC’a mektup göndererek bu yöndeki talebini
belirtmiştir.
- HAK-İŞ, ETUC’un
organize ettiği bir dizi seminer, konferans ve etkinliğe
aktif olarak katılmıştır.
- HAK-İŞ, DİSK ve KESK
ile birlikte ETUC işbirliğinde “Türkiye Meda: Demokrasi,
Sivil Toplum ve Sendikal Diyalog” eğitim projesine
katılmaktadır. Bu proje ile konfederasyonların
temsilcileri düzenli ve kapsamlı bir eğitim almıştır. Bu
katılımcılar, AB üyelik sürecinde gerekli bilgi ile
donatılmış oldular. Bu açıdan önemli bir başarıya imza
atıldı. Belki de Türkiye’de ilke her sendikal eğitimde
böyle düzenli ve formal nitelikte bir sendikal eğitim
gerçekleşmiş oldular. Bu eğitimde kullanılan metod,
belki bundan sonra Türk sendikal eğitiminde bir metod
olarak dikkate alınabilir.
Eğitim kapsamı
içerisinde ETUC Genel Sekreteri Emilio Gabaglio’nun 2
sefer, ETUC Yönetim Kurulu üyelerinin ve birçok Avrupa
sendikalarından sendikacı ve uzman ile AB kurumlarından
temsilci Türkiye’ye gelerek eğitime katkı sunmuşlardır.
- HAK-İŞ, Mayıs 2003
tarihinde Prag’da yapılan ETUC’un 10. Genel Kurulu’na
katıldı. Genel Kurul’a Genel Başkan Salim Uslu ile Genel
Başkan Danışmanı Osman Yıldız katıldılar. HAK-İŞ,
kongrede bir konuşma yaparak, Türkiye’nin AB’ye uyum
yolunda önemli adımlar attığını ve bu nedenle
Türkiye’nin AB üyeliğinin desteklenmesini istedi.
Ayrıca, HAK-İŞ, DİSK ve KESK kongreye Türkiye’nin
üyeliği hakkında ortak bir karar tasarısı sundu.
HAK-İŞ ve Diğer
Kuruluşlarla İlişkiler
HAK-İŞ, bunların dışında
bütün dünyadan sendikalarla ve diğer uluslar arası
sendikal kuruluşlarla yakın ve dayanışmacı bir işbirliği
içindedir. ICATU (Uluslar arası Arap İşçi Sendikaları
Konfederasyonu) ile ilişkilere yukarıda değinildi.
Benzer ilişki ve ortak çalışmalar diğer sendikalar ve
kuruluşlar ile de yürütülmektedir. |