Genel Başkan Salim USLU'nun Bugün Gazetesi Yazıları     -11-              28.08.2006

 

ZULME DİRENÇ LAFLA OLMAZ 
 

                                                                                                           Salim USLU

                                                   (Hak-İş Konfederasyonu Genel Başkanı)

     

İsrail’in Lübnan işgalinin ve silahların De Facto susmasıyla ortaya çıkan ateşkesin ardından tartışmalar yoğun şekilde sürüyor. 
 

BM’nin 1701 sayılı kararı çerçevesinde Uluslararası Barış Gücüne asker gönderme konusu ise başta Türkiye olmak üzere, dünya gündeminin odak noktası. 
 

Özellikle ülkemizdeki tartışmalar analitik düşünceden, akıl ve stratejiden uzak biçimde, tek boyutlu yapılıyor. Oysa Ortadoğu denklemi ve yaşananlar duygusal olunamayacak kadar girift ve karmaşık.  
 

Ben, sadece asker gönderelim ya da göndermeyelim gibi toptan kabul veya redde dayalı kategorik bir yaklaşımı doğru bulmuyor, sırf karşı olmak adına muhalefeti ucuzlatmanın gereği olmadığını düşünüyorum. Lübnan’da ne yapılmak istendiği ve nereye varılmak istendiği önemli. 
 

Türkiye’de, Ortadoğu barışı konusunda bir hassasiyet gelişmiştir. Ülkemiz bu süreçte dış politika olarak dikkatli ve çok yönlü davranmış; pasif ve edilgenlik yerine, etkin bir politika izlemiştir.  
 

Suriye ile işbirliğini geliştirmiş; jeopolitik olarak rekabet halinde olduğu İran ile ilişkilerini dengeli götürmeyi becermiştir. 
 

Kısacası Türkiye siyaset ve güvenlik arasındaki dengeyi gözetmeyi başarmış, bölgede yeni bir barış misyonu sergilemiştir. 
 

Bu konumdaki Türkiye’nin kenara çekilip, olacakları sadece seyretme lüksünün olmadığını düşünüyorum.  
 

Evet! BM Kararı ve De Facto durum bir dizi belirsizliklere neden olmaktadır. Kararda, açık bir tavır ortaya konmamakla beraber net bir dil de kullanmamıştır. Ateşkes öngörüsü tartışmalıdır. İsrail’in operasyonları çok sınırlı da olsa devam etmektedir. Hizbullahla ilgili spekülatif tartışmalar vardır. 
 

Ancak bunlara rağmen bizi, Barış Gücü için iyimser olmaya iten bir dizi gerçek de var.  
 

BM’den Barış Gücü askeri isteyen İsrail ve Lübnan’dır. Barış gücü isteyerek İsrail geri adım atmakta ve sınırını belirlemektedir. Sınırların kabul edilmesi ve korunması bölge barışının en önemli unsurudur. 
 

Diğer taraftan Barış Gücü, askeri operasyon yapan değil, “barış yapan” ve “barışı koruyan” bir konumda olacak. Bu, Irak’taki durumdan tamamen farklı. Bosna, Kosova, Afganistan, Somali gibi deneyimler de ortada. 
 

Ayrıca Lübnan’a asker göndermek ya da bölgede yeni sorumluluklar üstlenmek ülkemizin şimdiye kadar izlediği çok yönlü dış politikaya da aykırı değildir.  
 

Bunlara rağmen ülkemizde asker göndermeyelim sesleri yükseliyor. 
 

Anlayamıyorum…İsrail’in işgal ve yıkımı karşısında kahrolan, işgalin sona ermesi, kalıcı barışın sağlanması için haykıran, BM başta olmak üzere herkesi göreve çağıran biz değil miydik? 
 

İşgal sırasında tüm ülkeleri geride bırakıp öncü bir rol üstlenmişken, şimdi barışı koruma altına alacak şartlar ve platformlar konuşuluyorken sürecin dışında kalmayı istemek niye?  
 

Siyasi istikrar ve kalıcı barış kendiliğinden gelmez. Bölgenin sorunlarına kayıtsız kalamayız. Bölgede sorunlar çözülmedikçe ve barış olmadıkça bundan en çok ülkemiz etkilenecektir.  
 

Barış Gücünün tanımının, kapsamının ve rolünün ne olacağı ve Türkiye'den ne istendiği net değilken bir karar vermemiz “talip olmanın” değil, Türkiye’nin kendi güvenlik dengesini gözeterek bağımsız karar aldığının göstergesidir. 
 

Türkiye, kalıcı barışın teminine katkı sağlamanın bütün fırsatlarını ulusal çıkarlarına uygun şekilde değerlendirilmelidir. 
 

Bölge halkının yaralarını sarmak için tarihten gelen bağ ve sorumluluk ile imar, sağlık, eğitim alanlarında üzerimize düşen insani görevleri asker, doktor, mühendis, işçi, iş adamı demeden hep birlikte yapmalıyız. İsrail’in yıktıkları yeniden inşa edilmeli. Aksi takdirde yarın ki sorumluluğumuz bugünkünden daha büyük olacaktır.  
 

   Salim USLU

   Hak-İş Konfederasyonu

   Genel Başkanı

   uslu@hakis.org.tr