|

GELİŞMENİN KAYIP HALKASI
Salim USLU
(Hak-İş Konfederasyonu Genel Başkanı)
''Oku'' kültürüne sahip
bir toplumun her sorunun başı olarak ''eğitimi'' görüyor ve tartışıyor
olması sizce de bir çelişki değil mi? Eğitim ve öğretim sistemi ciddi olarak
planlanıyor mu? Eğitim sistemi iş gücü piyasalarının farklı nitelikte ki
insan gücü ihtiyacını karşılıyor mu? Okul eğitimi bireyin iş yapma ve üretme
yeteneğini geliştiriyor mu? Genel kapasiteyi geliştirip arz talep dengesine
göre esnek geçişlere fırsat veriliyor mu? Eğitim, istihdam ilişkilerinde
etkin ve belirleyici bir imaja sahip mi?
Soru çok, sorun yakıcı
olduğu gibi, üstüne üstlük eğitime ilişkin tartışmalar da çözümü daha
karmaşık hale getiriyor. Ülkemizde, fikir üretmenin, reform yapmanın en
riskli olduğu alan eğitimdir. Eğitime ilişkin reform tartışmalarının her
defasında rejim sorunu boyutuna taşınması adeta ulusal saplantımız oldu.
Geçtiğimiz günlerde
Sabancı Üniversitesi ile Eğitim Reformu Girişimi, AÇEV ve A. Doğan Vakfı bir
konferans düzenlediler. Eğitimde iyi örnekler konulu konferansa konuşmacı
olarak davetliydim. Katılımcı ilgisi ve bilgi düzeyini gördüğümde hem
etkilendim hem de düşündüm. Etkilendim, çünkü soruna kafa yoran ve örnek
güzellikte pratiklere sahip, yetkin, donanımlı insanlarla tanıştım.
Düşündüm, çünkü bu kadar çok insanın gerçek gündemi ile Ankara'nın sanal
gündemi örtüşmüyordu. Gerçek eğitimciler daha teknik ve bilimsel boyutta
tartışırken, Devletlü kimliğini taşıyanlar maalesef daha politik bir düzeyde
kalıyorlardı.
Eğitim sadece siyaset ve
bürokrasi odaklı değil tabii ki. Türk girişimcisi de yanlışın ortaklarından
olmuştur. Ne yazık ki işe girmede, kariyer yapmada performanstan çok
referans önemsenmiştir. Nitelik, verimlilik, kalite, rekabet ve performans
gibi bilgi toplumunun unsurlarını ön planda tutacak bir kararlılığı
göstermemiştir.
Zaten doğru olan değil,
kolay olanı seçme alışkanlığı işletme kültürümüzün vazgeçilmezi olmuştur.
Türk müteşebbisi başardıklarını ''bireysel başarı''görmekte,
başaramadıklarını da ''Devlete ağlama '' gerekçesi yapmaktadır. Rekabeti,
kaliteyi, verimliliği ya ucuz iş gücünde ya torpilli teşvik ve ucuz
kredilerde ya da ''af''larda aramaktadır. Kayıt dışılık ise rekabetin
olmazsa olmazı gibi son çare olarak algılanmaktadır.
Eğitim sorununu
çözümsüzlüğe mahkum etmek, ülkeye, ve geleceğimize en büyük haksızlıktır.
Sorun çözümsüz, çözüm de imkansız değildir. Yeter ki duygular ve ideolojiler
yerine aklı ve bilgiyi koyabilelim.
Her bir insanın hayatı
boyunca ortalama beş kez iş/meslek değiştirdiği, 7 milyonluk Danimarka ' da
yılda 600 bin kişinin meslek değiştirebildiği gerçeğini göz önünde
bulundurursak, yatay ve dikey geçişlere uygun altyapı oluşturulmalıdır.
Dünya standartlarında, örgün ve yaygın eğitimin ötesinde yeni açılım, kavram
ve kurumlara ihtiyaç vardır. Açık öğretim, uzaktan eğitim, ömür boyu eğitim,
sanal eğitim, yetişkin eğitimi, meslek kolejleri gibi yeni modellere açık
olmalıyız. Sınav sistemi ezberlerin test edilmesi yerine ilgi ve bilgi
düzeyini arttırmayı hedeflemelidir. Uluslar arası geçerliliği olan mesleki
sertifikasyon sistemi benimsenmelidir.
Dünya Bankası, eğitim
harcamalarımızı Dünya ortalamasının üzerinde ancak eğitim bütçesini hayli
düşük bulmaktadır. Özel Dershane, inşaat ve maaş bütçesinin ötesinde gerçek
eğitim bütçesi, yeni finans kaynakları ve modellerini de tartışmalıyız.
Gelişmiş ülkelerin bilgi
esaslı ekonomi ve üretim sistemlerine uygun olarak öğretim kurumlarını ve
müfredatını organize edememiş olmak Türkiye'nin bir başka kayıp halkasıdır.
Salim USLU
Hak-İş Konfederasyonu
Genel Başkanı
uslu@hakis.org.tr |