|

Akıl Cinayeti
Salim USLU
(Hak-İş Konfederasyonu Genel Başkanı)
Danıştay'a yapılan saldırı
toplumun her kesiminden çok haklı ve büyük bir tepki gördü.Tabi ki; hak ve
özgürlüklerin, kurumların sahiplenilmesi demokratik toplum açısından sağlık
göstergesi olarak görülmelidir.
Cinayet, terör ve şiddetten
yarar umanlara karşı gereken cevabın toplum tarafından verilmesi demokratik
duyarlılığın ve bilincin ulaştığı düzeyi göstermesi bakımından da son derece
önemlidir.
Zaten oyun bellidir ve çok
tanıdık bir senaryo yeniden vizyona sokulmuştur.
Türkiye'yi cepheleştirip,
toplumu birbirine düşürerek "koşulların oluşturulması ya da
olgunlaştırılması" gibi kaba ve köhne bir tuzakla demokrasinin rafa
kaldırılması!
Danıştay baskınını sadece
'türban-2.Daire-laiklik' üçlemesiyle sınırlandırırsak, bu "indirgemeci"
yaklaşım büyük fotoğraftaki gerçeği tümüyle görmemizi engeller.
Piyasalardaki dalgalanma ile
başlayıp siyasi gerilimin tırmandırılmasıyla zirve yapan kriz ticareti kimin
işine yaramaktadır?
Danıştay baskını ne kadar
bireysel ya da örgütlüdür?
Hele yakın tarihimizdeki
birçok olay hala açığa çıkmamış, kamu vicdanını rahatlatacak sonuçlara
ulaşılamamışken, üstelik coğrafyamıza yönelik yeni gerilim ve savaş
stratejileri geliştiriliyorken, Türkiye'nin istikrarsızlığı, mecalsizliği
kimlerin işine yarayacaktır?
Yargıya güven konusunda
topluma cesaret vermesi gerekenlerin, toplumu korku tüneline hapsetmelerinin
ülkeye ne gibi yararı olabilir?
Laikliği gösterilerin objesi,
siyasi kavgayı da subjesi haline getirmenin, halka direniş çağrısı yapmanın,
Kubilay benzetmelerinin, çatışma psikolojisini beslemenin, kendine yönelik
özeleştiri yapmak yerine suçu ve sorumluluğu "ötekine" atarak kutuplaşmayı
meşrulaştırma çabasının kime ne yararı olabilir?
Bir ilgi hiyerarşisi içinde,
süreç analizi bile yapmadan, akıl siyaseti yerine duygu siyaseti ile her
tartışmayı rejim sorununa götürmek, çözümleri kilitleyip, Türkiye'yi
yönetilemez hale getirmek kime ne yarar sağlar?
Katilin kimliğinden,
aidiyetinden yola çıkarak simgeleri sembolleri vuruşturan, hesaplaşan
yüzeysel ve basit yaklaşımlar bizi gerçeklere ne kadar götürebilir?
Evet, bütün bu ve benzer
sorulara nasıl cevap vereceğimiz çok önemli.
Kendi politik tercihlerimize,
tepkilerimize göre mi pozisyon alacağız?Ya da, konjonktürü veri alıp, ona
göre mi pozisyon belirleyeceğiz?Yoksa, hukuktan, özgürlükten, demokrasiden
yana sivil bir duruş mu geliştireceğiz?
Hukuktan, özgürlükten,
demokrasiden yana olanlar elbette, daha sorumlu serin kanlı ve basiretli
davranırlar.Bütün güçlerini, yeteneklerini olayın biran önce aydınlatılması
için kullanırlar.Gerilimin yumuşatılmasına katkı veren bir dil kullanmaya
özen gösterirler.Güvenlik önlemlerindeki zaafların ve karanlık noktaların
giderilmesine çalışırlar.Demokrasiye, seçmen iradesine saygı gösterip,
devletin kurumları arasında gerilimi tırmandırmaktan özenle
kaçınırlar.Çünkü, demokrasi ve özgürlükten yana olmak kolaya değil doğruya
talip olmaktır.
Kendi karnından konuşup,
politik geleceklerini kriz ve kaoslarda görenler, umutlarını halk yerine
otoriterizme bağlayanlar; bir yandan siyasi fatura kesmek bir yandan da
tepkileri oya tahvil etmekle meşgul olabilirler.Tabi saygın olmasa da bu bir
tercih meselesidir.
Ancak, Cumhuriyeti ve devleti
zaaf içerisine düşürmek ya da düşmüş göstererek demokrasiyi gözden çıkarmak
ise olsa olsa "akıl cinayeti" olur.
Bağımsız Türk adaletinin
Danıştay cinayetini karanlık bir yan bırakmadan çözeceğine ve tarihin
mutlaka aydınlatacağına inanıyoruz.
Oysa asıl çözülmesi gereken
sorun başka: 'akıl cinayetlerini' demokratik terbiye ve olgunluk olmadan
nasıl çözeceğiz?
Salim USLU
Hak-İş Konfederasyonu
Genel Başkanı
uslu@hakis.org.tr |