Genel Başkan Salim USL'U'nun Bugün Gazetesi Yazıları     -6-              19.06.2006

 

AKIL VE KARARLILIK 

                                                                                                          

Salim USLU

                                                   (Hak-İş Konfederasyonu Genel Başkanı) 
 

  Geçtiğimiz hafta Türkiye, AB merdiveninde ‘sinir harbi’ içinde de olsa bir basamak daha atladı. Kıbrıs meselesinin damgasını vurduğu, 45.Ortaklık Konseyi Toplantısı ve ülkemiz ile fiili müzakerelerin başlatıldığı Hükümetler arası Katılım Konferansı 12 Haziran 2006’da Lüksemburg'da yapıldı. Türkiye tam 47 yıl sonra, AB ile üyelik müzakerelerine fiilen başladı.

 

Yine sancılı ve buruk bir başlangıç…

35 müzakere başlığından biri olan "Bilim ve Araştırma" faslında müzakereler açıldı ve Türkiye bu başlık altındaki kriterleri zaten yerine getirdiği için kapandı.

 Fakat en kolay müzakere başlığı bu olmasına karşın, Lüksemburg'daki toplantı Kıbrıs Rum Kesimi’nin zorlukla aşılan itirazları ve “Türkiye’den ne koparırsak kârdır.” hesabı nedeniyle kolay geçmedi.

 

Bu durum ülkemiz açısından hiç de sürpriz olmadı.

Yine bu köşede yazdığım bir yazıda, AB ile ilişkilerde önümüzdeki dönemde bizi çetrefilli uzun bir yolun beklediğini; ülke olarak, bu yolda nelerle karşılaşacağımızı, ne yapmamız gerektiğini çok iyi bildiğimizi belirtmiştim.

Karşılaşacağımız sorunlardan biri de 12 Haziran’da bir kez daha gördüğümüz üzere ‘Kıbrıs meselesi’.

Resmi bir kriter olmasa da rahatsız edici bir biçimde “siyasi yükümlülük” haline gelmeye başlayan ve AB’yi de esir almak üzere olan Kıbrıs meselesi, temcit pilavı gibi önümüze daha çok getirilecek gibi duruyor.

 

Türkiye-AB müzakere süreci Kıbrıs meselesine hapsedilmemeli.

Kıbrıs meselenin Türkiye-AB ilişkilerinin gereksiz bir şekilde zedelemesine, müzakere sürecini sekteye uğratmasına izin verilmemesi gerekiyor. Bu mesele Türkiye'ye emrivaki yapılarak çözülemeyecek kadar kritik bir öneme sahip. Çözüm için herkesin elini taşın altına koyması gerekiyor.

Aslında bu meselenin çözümü için Türkiye ile Kıbrıs Türk tarafı elinden geleni yapmışlardır.

Kimilerinin hafızalarından silinmiş gibi dursa da iki yıl önce, 2004 yılı Nisan ayında Ada’da yapılan referandumda bu açıkça ortaya çıkmıştı. Annan Planı’nı Kıbrıs Türk halkının %65'i onaylamış, Kıbrıs Rum kesimi halkının ise %75’i planı reddetmişi.

 

Bu referandumdan kısa bir süre sonra AB’ye üye olan Kıbrıs Rum Kesimi’nin, Birliğin Türkiye politikasına ve müzakere sürecine damga vurmaya çalışması ve buna Birlik tarafından izin verilmesi defakto bir durumdur.

Üzerinde durulması gereken asıl önemli konu ise Rum Kesimi’nin 12 Haziran’da kullandığı yöntemi müzakere sürecimizin her aşamasında tekrarlayacağıdır. Yani Rum Kesimi’nin üyesi olduğu AB ile müzakere sürecimiz oldukça sancılı geçecek gibi duruyor.

Çünkü 35 başlıktan oluşan müzakere sürecinde, fasılların açılıp kapanmasından, müzakerelerin sonunda toplu olarak katılım anlaşmasına onay verme aşamasına kadar her AB ülkesinin toplam 71 kez veto hakkı bulunuyor.

Her ne kadar Türkiye olarak ‘veto gerilimini’ bilim ve araştırma faslından sonra 69 kez daha yaşamaya hazır olmamız gerekiyorsa da asıl sınavda olan AB’dir. Irak İşgalinde ortak bir dış politika geliştirememiş olmanın yarattığı kırılganlığı yaşayan AB, bu defa Kıbrıs konusunda çözüm kabiliyetini kanıtlamak durumundadır.

Özellikle Referandum sonrası AB yetkilerinin beyanlarının, en çok da Verhougen’in “Rumlar tarafından aldatıldık.” açıklamasının hatırlanmasında ve hatırlatılmasında yarar var.

AB’nin geleceğini Rum Kesiminin şımarıklığına teslim etmenin, AB için bir zaaf yaratmanın ötesinde, yeni kırılganlıklara da neden olacağı unutulmamalı.

“Akıl ve kararlılık” Türkiye’ye ne kadar lazımsa, AB için de o kadar gereklidir.

 

   Salim USLU

   Hak-İş Konfederasyonu

   Genel Başkanı

   uslu@hakis.org.tr