Son günlerde
geçici işçi sorunun çözüldüğüne dair hazırlıksız yapılan açıklamalar
tedirginliği büsbütün artırdı. Oysa yapılan, çözüme dair kalıcı hiçbir
karar yokken yine umut dağıtmaktan başka bir şey değil.
Geçici
işçilerin iş güvencesi, verimsizlik, angarya, sosyal güvenlik gibi
belediyelerde ve kamuda yapay statülerle yaşadıkları sorunlar, hukuksuzluk
boyutuna ulaşmıştır. Hükümetin, sorunu politik duyarlılıkları ve sosyal
hukuk devleti sorumluluğuyla ele almasında kamu düzeni açısından
zorunluluk vardır.
Sözleşmeli,
geçici, mevsimlik işçiler ile işçi ve memur tanımının yeniden yapılamamış
olması sorunu çok boyutlu biçimde derinleştirmektedir. Kamuda aynı işi
yapanların memur, işçi, sözleşmeli ya da geçici gibi farklı statülere tabi
olması hakların ötelenmesine, istismara ya da uygulama kargaşasına neden
olmaktadır. Yıllardır tartışılmasına rağmen çözümsüzlüğün sürgit devam
etmesi sendikal hakların etkin kullanımını da engellemektedir.
Kamu
kuruluşlarındaki geçici işçiler, işin süresine ve mevsimine bakılmaksızın
15 günden 12 aya kadar değişen sürelerle çalıştırılabilmektedir.
Geçicilerin ne kadar süreli çalışacağı ya da yeniden işe çağrılıp
çağrılmayacağına dair kurallar olaylara, ilişkilere, referanslara göre her
an değişebilmektedir. Yapılması gereken şey, kadroları şişirmek ya da
olmayan işler icat etmek değil belirsizlik, keyfilik ve düzensizliği sona
erdirmektir.
Belediyelerde
çalışan geçici işçilerin durumu ise evlere şenlik. Bu işçiler yılın 11-12
ayı çalışıyor, tamamına yakını sendikalı ve toplu iş sözleşmelerinden
faydalanıyorlar. Buna rağmen geçici işçilik gibi yapay bir statü nedeniyle
her an işten atılma kaygısıyla yaşıyorlar. İşin ilginç bir yanı da
belediyelerde 120 bin kadar geçici işçi çalışıyor ve 100 bin kişilik boş
kadro bulunuyor.
Kamudaki
düzensizliğin, keyfiliğin röntgenini çekmeden “11 ay ve daha fazla
çalışanları kadroya geçireceğiz” yaklaşımı sorunu ortada bırakmaktan,
haksızlığı ve hukuksuzluğu sürdürmekten başka bir şey değildir. Bu durum
1994, 2000 ve 2002 yıllarında yapılan düzenlemelerle, kadro
dağıtılmasındaki sübjektif kriterlerin yarattığı adaletsizliği de gidermiş
olmaz. Hele IMF bahanesinin arkasına sığınmak, belediye işçilerinin kamu
işçisi sayılmadığı gerçeğini değiştirmez.
Belediyelerde
çalışan geçici işçilerin, kadrolularla aynı koşullarda çalışmalarına ve
toplu sözleşmelerden yararlanmasına rağmen sırf hükümet kararnameleri ve
vize sorunları nedeniyle farklı bir statüye tabi tutulması, hükümetlerin
sorunu ciddiye almamasından kaynaklanmaktadır.Oysa ilave bir finansman
yükü söz konusu değil.
Kamu
kuruluşlarındaki geçici ve mevsimlik işçilerin iş tanımları ile sezon
başlama ve bitiş tarihlerinin işletmenin ve hatta iklimin değişen
koşullarına göre yeniden belirlenmesi gerekmektedir. 25 bin kişilik Orman
İşletmesinde yangın sezonunun ve mevsimlik işlerin süresinin yeniden
belirlenmesi; ormandaki geçici işçilerin çalışma sürelerindeki
farklılıkların ya da kadrolulara göre geçici işçilik ayrımının neye göre
yapıldığının araştırılması gerekir.
Hatalı
düzenlemeleri tekrarlamadan, işletmenin koşullarına, işin kapasitesine
göre norm-kadroların gerçekçi bir biçimde belirlenmesi zorunludur.
Hükümetin
soruna oldukça müspet yaklaştığını temaslarımızdan biliyoruz. Ancak
bürokrasi çarkları her zaman ki gibi sorunu çözmek yerine ezmeyi tercih
edebilir.
Daha insani,
objektif ve adaletli çözüm, sosyal tarafların katkıları ve etkin bir
siyasi iradeyle birlikte mümkündür.