Her şey o gün
başladı…
Barış ve istikrar,
demokrasi ve hukukun üstünlüğü üzerine kurulan ve 40 yılı aşkın süredir
inişlerle-çıkışlarla ilişkilerimizin devam ettiği bugünkü Avrupa
Birliği'nin temelleri, bundan tam 56 yıl önce, 9 Mayıs 1950'de atıldı.
Zamanın Fransız Dışişleri
Bakanı Robert Schumann tarafından AB'nin oluşumuna yol açan, geniş
kapsamlı siyasi bir Birliğin kurulmasının ardındaki fikirlerin ilk kez
dile getirildiği bu tarih, 1985 Milano Zirvesi'nde alınan kararla her
yıl 'Avrupa Günü' olarak kutlanmaktadır. 9 Mayıs bir anlamda AB'nin
doğum günü olarak görülmektedir.
Türkiye'nin AB'ye
adaylığının tanındığı Helsinki Zirvesi'nden bu yana ülkemizde de
kutlanan "Avrupa Günü", 3 Ekim 2005 tarihinde katılım müzakerelerinin
resmen başlaması ile bu yıl daha da fazla anlam kazanmıştır.
3 Ekim'de Türkiye
açısından önemli bir çapa hayata geçmiş ve engelleri, dolambaçlı yolları
olan uzun ve zorlu bir yolculuğa benzettiğim Türkiye-AB ilişkileri çok
ileri ve adeta geri dönülmez bir aşamaya gelmiştir.En zor kavşağı
geçtiğimizi düşünsek de önümüzde hala çetrefilli bir yol bulunmaktadır.
Bu yol; siyasi, ekonomik,
sosyal ve hukuksal alanda önemli uyumsal gelişmelerin, işvereninden,
çalışanına tüm toplum kesimlerini yakından ilgilendiren konularda büyük
bir demokratik dönüşümün yaşanacağı teknik, yoğun, titiz ve uzun erimli
bir çalışmayı gerektiren bir yoldur.
Yakın ve orta vadeli
geleceğimiz bu yoldaki sürecin etkisine ve sonuçlarına göre
şekillenecektir.Aslında ülke olarak, bu yolda nelerle karşılaşacağımızı,
ne yapmamız gerektiğini çok iyi biliyoruz.
Bu süreçle birlikte,
demokrasi, örgütlenme ve katılım mekanizmaları, yargı sistemi, bürokrasi
ile eğitimden sağlığa, çevreye kadar hayata dair ne varsa her alanda
yeni ve çağdaş standartlara kavuşmak için büyük bir değişim ve dönüşüm
yaşayacağımızı biliyoruz ve buna hazırız. AB'ye üyelik, toplumumuzun
büyük çoğunluğuyla ve tüm kesimleriyle desteklediği bir amaçtır.Bu
yüzden bu sürece devletle birlikte sivil toplumun ve bireylerin mümkün
olduğunca katılması ve sürecin proaktif olması gerekmektedir.
Bugüne kadarki
performansıyla tüm Avrupa ülkelerini hayran bırakan Türkiye'nin bu
yoldaki yürüyüşünü başarıyla tamamlayacağına inancım tam.Ancak başarıya
ulaşmamız için AB, katılım sürecinde diğer adaylara sağladığı desteği
Türkiye'den esirgememelidir.Bu destek, Türkiye'nin atacağı adımları
hızlandırıp kolaylaştıracaktır.
Şimdiye kadar hep
ülkemizin evrensel standartları yakalamasına katkı sağlayacağı üzerinde
durduğumuz bu süreç aslında, Birlik açısından da büyük önem
taşımaktadır. Bugünkü Avrupa Birliği'nin temellerini atanların hayal
ettikleri barış, refah ve güvenlik içinde demokrasinin hâkim olduğu, çok
kültürlü bir Avrupa, kendine özgü tarihe ve zengin kültürel çeşitliliğe,
genç ve nitelikli insan kaynaklarına sahip olan Türkiye'nin katılımından
kazanç sağlayacaktır.
Türkiye AB'ye katıldığı
gün, AB için yeni bir doğum günü olacaktır.