|

TÜRKİYE YİNE ILO SINAVINDA
Salim USLU
(Hak-İş Konfederasyonu Genel Başkanı)
BM’e bağlı bir ihtisas
kuruluşu olan Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)’nün 16 Haziran’a kadar devam
edecek olan 95.Uluslararası Çalışma Konferansı 31 Mayıs’ta Cenevre’de
başladı.
Tabi ki yine yoğun bir
gündemle...Genel direktörün raporları, program ve bütçe her sene olduğu gibi
rutin gündem maddeleri, ancak diğer üç gündem maddesi, konusu itibariyle her
yıl değişkenlik arz edebiliyor.
Çocuk işçiliği konusundaki
küresel rapor, iş sağlığı ve güvenliği, teknik işbirliğinde ILO’nun rolü
(genel görüşme) ve bir de sözleşme ve tavsiye kararlarının uygulanmasına
ilişkin bilgi ve raporların görüşüldüğü Aplikasyon Komitesi.
Aplikasyon komitesi bu
yılda Türkiye’yi tartışacak...
Hükümet, işçi ve işveren
tarafları kendi beklentileri doğrultusunda yine yoğun bir çaba
harcayacaklar.
Kamu Kesiminde Örgütlenme
Hakkı ile ilgili 151, Örgütlenme ve Toplu Görüşme Hakkı ile ilgili 98,
Sendika Özgürlüğü ve Örgütlenme Hakkının Korunması ile ilgili 87, İstihdam
ve Meslek Bakımından Ayrım hakkında 111 sayılı sözleşmeler çerçevesinde
Türkiye’ye yönelik rapor ve şikayetler değerlendirilecek.
Her dört sözleşmeye ilişkin
somut olaylar var. Kamu çalışanlarının örgütlenme/toplu sözleşme haklarına
dair ihlaller, bazı işyerlerinde sendika/toplu sözleşme hakkından alı koyan
işten atmalar, sendika kapatma davaları ve nihayet istihdam, meslek ve
eğitime erişimde ayrımcılıkla ilgili Leyla Şahin olayı.
Türkiye bu konularda savunma
yapacak.
Geçmişte olduğu gibi
savunmanın temel çerçevesi belli; “İhlal yoktur. Münferit olaylar varsa
bile yasalar değişecektir… vs.”
İşveren kesiminin tavrı da
belli; “Aman! Türkiye yargılanmasın, sorgulanmasın.”
Aslında bu tavır, ulusal
duyarlılıklar bakımından makul gibi görünse de Türkiye’nin her yıl
sorgulanmasına engel değildir.
Eğer; retçi yaklaşımlar
Türkiye’nin ulusal onurunun incitilmesine yol açacak biçimde sürgit devam
ediyorsa, geçmişten miras kalan sorun stokunuz varsa, kendi insanınız çağdaş
normlardan yararlanamıyorsa, illa bir ‘ulusalcılık’ kılıfı bulmak
mecburiyetinde değiliz.
Türkiye, sadece ILO
sözleşmelerine uygun bir sendikal mevzuat ihtiyacını savsaklamakla kalmıyor,
Avrupa Sosyal Şartı’nın 5 ve 6. maddelerine çekince koyuyorsa, Avrupa Sosyal
Modelini inatla görmezden geliyorsa, asıl bunca ayıbı sürdürmekle ülkeye ve
insanımıza büyük haksızlık yapılıyor demektir.
Hiçbir mazeret, Türkiye’nin
her yıl sorgulanarak uluslararası kredibilitesinin zedelenmesine gerekçe
olmamalıdır.
Denilebilir ki, sorgulanan
ülke sadece Türkiye mi? ILO’da da zaman zaman politik tepki ve tercihler
belirleyici olmuyor mu? Çin bunca haksız rekabete rağmen neden
sorgulanmıyor?
Elbette bunlar ve daha da çoğu
haklı olarak sorulabilir.
Çin, Rusya, Tayland’ın ya da
diğer Uzakdoğu veya eski doğu ülkelerinin şikayet edilmemiş olması,
standartlarının Türkiye’den daha yüksek olduğu anlamına gelmez.
Demokratik ve uygar bir hukuk
devleti olma iddiasındaki Türkiye’yi otoriter yönetimlerin ve kültürlerin
egemen olduğu ülkelerle kıyaslayıp, eşdeğer görmek Türkiye’ye haksızlık
olur.
İşte bu haksızlıklarla
mücadele etmek için bile diyalog gereklidir.
ILO’nun 144 sayılı sözleşmesi,
sosyal taraflara ‘küsme’ ya da ‘savsaklama’ alanı bırakmamak için üçlü
danışmayı ve diyalogu öngörmektedir.
AB sosyal modeli, diyalog ve
uzlaşma temelli bir endüstri ilişkileriyle bugünkü kazanımlara erişip,
koruduğu için ILO normlarına uygundur.
Evet… ILO ve AB ile aramızda
bir mevzuat açığı sorunumuz var. Ama, galiba mevzuattan önce bir de “akıl
açığı” sorunumuz var.
Yasalarla birlikte akıl
standartlarımızı da uyumlaştırmanın bir yolu olmalı!
Salim USLU
Hak-İş Konfederasyonu
Genel Başkanı
uslu@hakis.org.tr |