1 Mayıs ile barışmak…
1 Mayıs, çalışanların
bugünkü kazanımlarına gebelik yapmış bir analık yüceliğini, bir olmanın,
iri olmanın, diri olmanın erdemini, inanmanın, direnmenin, dayanışmanın
zirvesini ifade ediyor.
İçeriği, anlamı, önemi,
gücü sahip olduğu değerlerde saklı olan 1 Mayıs yaklaşırken,
toplumumuzun bir bölümünün umarsızlığı, bir bölümünün de korku ve coşku
ikilemine sıkışmışlığı can yakıyor. Birbirini anlama ve güvenme
yeteneğini kaybetmiş bir toplumsal dağınıklık görüntüsü yaşanıyor. 1
Mayıs üzerinden ötekini köşeye sıkıştırma kurnazlığı dahiyane(!) bir
biçimde sergileniyor.
Oysa ki, biçimselliğe
indirgenmiş, yasak ve slogan duvarları arasına hapsedilmiş 1 Mayısları
yeni nesillere taşıyamıyor, gençlerin doğru tanıma, anlama ve katkı
sunmasına fırsat vermiyoruz. Bu zihin bulanıklığı içinde, değerleri
gelecek kuşaklara nasıl taşıyacak, umut ve ufuk zenginliğine sahip
gençlerin toplumsal değerlere ilgisini nasıl artıracağız? Toplumsal
birikimler, gelenekler, kültürler nasıl oluşacak?
Bireysel ya da toplumsal
yetenekler, demokratik olgunluklar ancak özgürlük ortamında gelişir.
Önce zihinleri, sonra alanları ve de 1 Mayısları özgür bırakalım!
Devlet 1 Mayısları özgür
bırakmalıdır. Çünkü, 1 Mayısları tatil olmayan AB üyesi tek ülke Türkiye
olacaktır. Her yıl yaşanan miting alanı tartışmaları, kimi zaman görülen
güvenlik zaafları katılımı zayıflatmakta ve coşkuyu gölgelemektedir.
Medya 1 Mayısları özgür
bırakmalıdır. Çünkü, geçmişteki kimi kötü izleri her defasında yeniden
hatırlatmak ya da coşku selleri içerisinde damla bile olmayacak
görüntülere haber değeri kazandırmak sendrom yaratmakta, verilen
mesajlar ıskalanmakta ve 1 Mayıslarla kitlelerin buluşması
engellenmektedir.
Örgütler, özgür
bırakmalıdır. Çünkü, politik, ideolojik hatta mezhepsel örgütlerin
kutlama alanlarını güç gösterisi zemini olarak görmeleri, 1 Mayısa katkı
vermekten çok, kullanma alışkanlıkları; emeğe, üretime ve emekçilere hem
haksızlık hem de saygısızlık olarak değerlendirilmekte, kitlesel
katılımlarda caydırıcı olmaktadır.
Ve son olarak da
sendikalar, 1 Mayısları doğru anlamak, doğru takdim etmek ve kitlelerin
1 Mayıslara sahiplenmesini sağlamak zorundadırlar. Yaşanan adres, slogan
ya da sıra gibi biçimsel tartışmalardan daha önemli ve öncelikli şeyler
vardır. 1 Mayısların etkileri ve mesajları konusunda daha ciddi ve
katılımcı olmalı, kamuoyuna karşı daha sempatik argümanlar
geliştirmelidirler.
Ortak coşkuya değer
verenler, insana ve geleceğe dair umudu olanlar, 1 Mayısa katılıp katkı
verelim.
İnsana ve emeğe saygının
gereği olarak Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın TBMM Başkanı, Sayın Başbakan,
Sayın Genelkurmay Başkanı, yargı kurumları, siyasi partiler,
üniversiteler ve işveren örgütleri alanlara gelmeseler bile, bugün hiç
olmazsa mesajlarla emeği yüceltip üretenleri selamlasınlar.
Selam; barış demektir.
1 Mayıs’ta dostluk, barış
ve Türkiye kazansın.