TCK’nın 301. maddesi
üzerindeki tartışmalar, hem Türkiye ve hem de AB’nde iki cephe
oluşturdu. Bunlar, her ne kadar karşıt cepheler gibi gözükse de,
aslında Türkiye ve AB’ni birbirinden uzaklaştırmak gibi aynı amaca
hizmet eden amaçları yönünden ortak cephelerdir.
Biz bu oyuna çok
aşinayız. Her ne zaman Türkiye ve AB birbirine yaklaşırsa, Adaptive
Cruise Control, (Adaptif hız sabitleyici) otomatik devreye
girip karşı argümanlarını üretiyorlar.
AB’nde 301’i gece
yarısı ekspresi gibi kullanıp tren kazası düşü kuranlara karşın,
içeride de 301’in kaldırılmasıyla T.C. devletinin korunaksız
bırakılacağını iddia ederek, Türkiye’yi AB yolundan alıkoymak
isteyenler aynı safta buluşuyorlar.
Daha çok sempati,
saygı ve sadakat oluşturacak reformlar yerine, kamu kurumlarına daha
fazla dokunulmazlık sağlamak, kamusal tartışma ve eleştiri imkanını
ortadan kaldırmak, devlete yasama, yürütme, yargı ve diğer idari ve
güvenlik birimlerine ne tür bir koruma sağlayabilir? İlkel bir ülke
imajı yaratmak Türkiye’ye ne kazandırır?
Devlet adına yapılan
kimi uygulamalardan dolayı hayal kırıklığına uğrayanların kızgın ve
öfkeli sözlerini doğal karşılaması gereken kamu otoritesi, niçin
rahatsız olur?
İnsani tepkilere
karşı soyut kurumları ve makamları kutsamak ve eleştirenleri
cezalandırmak yerine, yapılan yanlışları düzeltmek için bir “uyarı
aracı” saymak daha akılcı bir yol olmaz mı?
Kimi STÖ ile meslek
kuruluşlarının da talebi ve desteği ile Hükümet 301’i değiştirmek
için gerekli siyasal irade ve cesareti göstermiştir.
5 Kasım’da
İstanbul’da Başbakan Sayın Erdoğan başkanlığında toplanan Hak-İş,
Türk-İş, Disk, TOBB, Tisk, Tüsiad, Memur-Sen, TZOB ve TVYD’nin
başkanları 301’in özgürlükçü bir anlayışla değiştirilmesi konusunda
ortak bir irade geliştirmişlerdir.
Bazı kesimler, STÖ
ve meslek örgütlerinin yasa koyucu olmadıklarını, bazıları da
maddeyi tamir etmek yerine, kaldırılmasını önermeleri gerektiğini
söyleyerek paradoksal bir tutum izlemektedirler.
Oysa gelişmiş
demokrasilerde STÖ’leri karar süreçlerine etkin olarak
katılmaktadırlar.
Bilakis, yürütmenin
sivil topumu sürece dahil etmesi katılımcı demokrasinin de
gereğidir.
Ancak bir başka
gerçek var ki, o da STÖ’leri gerçekten sivil, özgürlükçü ve
demokratik bir tutum sergilemelidir. Ne zaman kendilerini kamu
otoritesinin yerine koyarak “vaziyet alırlarsa” asıl sorun o zaman
başlar.
Türkiye’nin
demokrasi standartlarını yükseltmek yerine kimi gazetelere de
yansıdığı gibi polemikler başlar.
Tabi bu durumda da
akıl yerine duygular ve sloganlar baskın çıkar ki, sivil örgütler
“itibar yönetimi” yerine, günü kurtarmaya heveslenirler.
Şahsen ben, 301
üzerinde yapılacak değişiklikler ne olursa olsun, yeni tartışmalar
ve rahatsızlıkların olabileceğini düşünenlerdenim.
Bu nedenle 301’in
tamamen kaldırılmasından yanayım.
Ancak 301 kalkarsa
bir boşluk olacağını düşünenlerin sayısı da az değil.
Bu durumda eski
159’a geri dönmeden 301’e açık kolay anlaşılır bir düzenleme yapmak,
AİHM kararlarına uygun birimde şiddet ve açık hakaret içermediği
müddetçe insanların düşünce ve eleştiri haklarını güvence altına
almak en akılcı yoldur.
“Kamu güvenliği ve
saygınlığını sarsar biçimde alenen hakareti” suç sayan bir
“kısıtlama” yerine muğlak, yoruma ve keyfiliğe açık bir biçimde 301
yürürlükte kalmaya devam ederse korkarım insan aklı ve düşünce
güvenliği tehlikeye düşecektir.
İnsan aklının en
kutsal ürünü düşüncedir. Dönüşüme katkı için düşünce üretmek ve
tartışmalara katılmak gerekir. 301’den başlayarak korku duvarlarını
yıkmak, Türkiye’nin potansiyelini açığa çıkartacak en rasyonel
yoldur.
İnsan aklı ve
düşünce özgürlüğünün güvenliği için 301’e dokunalım.