Genel Başkan Salim USLU'nun Bugün Gazetesi Yazıları    -20-               15.01.2007

 

 

 Yoksullukla Mücadeleye Farklı Bir Bakış

 

                                                                                                            Salim USLU

                                                                        (Hak-İş Konfederasyonu Genel Başkanı

2006 yılının son günlerine yaklaşırken, yaşanan siyasi polemiklerin arasında, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2005 yılı Gelir Dağılımı ve Yoksulluk Çalışmalarını arka arkaya yayınladı.

Ancak oldukça çarpıcı sonuçlar içeren bu çalışmalar, ülkemizdeki yapay gündem maddeleri nedeniyle yeterince ses getirmedi ve maalesef gerektiği kadar da irdelenemedi.

Oysa yoksulluk,  gelir dağılımı adaletsizliği ve işsizlik ülkemizin kilit öneme sahip sorunları olarak önümüzde durmaktadır.

TÜİK sonuçlarına göre gıda yoksulluğu denen açlık sınırının altında yaşayanların oranı 2002 yılından itibaren her yıl azalarak %0.87; 2002 yılında %26.96 olan yoksulluk oranı ise 2005 yılında %20.50 olmuştur.

Diğer taraftan satınalma gücü paritesine göre günlük bir doların altında yaşayanların sayısı 11 binden 10 bin kişiye,  2.15 doların altında geçinenlerin sayısı ise 1 milyon 752 binden 1 milyon 109 bin kişiye, kişi başı günlük 4.3 doların altında gelirle yaşayanların sayısı ise 20 milyon 721 bin kişiden 11 milyon 712 bin kişiye düşmüştür.

 

Gerçekten rakamlar önemli bir oranda azalmayı gösteriyor, ancak yoksulluk hala önemli bir büyüklüğe sahip.

 

Sendikal Hareketin Yoksulluğun Giderilmesine Katkısı

 

Benim asıl üzerinde durmak istediğim konu ise fertlerin çalışma durumuna göre yoksulluk durumu.

 

Ülkemiz nüfusu içindeki payı %14.60 olan ücretli-maaşlı çalışanların %6.57’si, yine nüfus içindeki payı %2.95 olan yevmiyeli çalışanların %32.12‘si yoksul. Yani “çalışan yoksul”. Gerek kayıtdışı çalışanlar gerekse asgari ücretle yada toplu sözleşmesiz çalışanlar.

 

Yoksulluğun gerçek bir mücadele alanı haline getirilmesi gerekiyor.

 

İlk olarak yoksullukla mücadele enstrümanlarında felsefe değişikliğini gerçekleştirip, sorunun giderilmesine herkesin katkı vermesi sağlanmalıdır.

 

Bu noktada sendikal örgütlenme ve toplu pazarlığın en önemli mücadele araçlarından biri olarak değerlendirilmesi gerekiyor. İçinde bulunduğumuz dönemde örgütlenme ve toplu pazarlık haklarıyla ilgili iki önemli yasanın, 2821 ve 2822’nin değiştirilmesini tartışıyoruz. Bu fırsat çok iyi değerlendirilerek, yeni yasal düzenlemelerle sendikaların, başta yoksullukla mücadele olmak üzere ülkemizin temel sosyal sorunlarının çözümüne katkı vermesinin yolu mutlaka  açılmalıdır.

 

Hiç kuşkusuz ülkemizde sendika üyeliği gönüllülük esasına dayanmaktadır. Ancak  teşmil, asgari ücret, toplu sözleşme gibi enstrümanları yoksullukla mücadele aracı olarak kullanabilirsek ve toplu iş sözleşmelerinden faydalanan sayısını artırabilirsek kısa zamanda olumlu sonuçlar alabileceğimiz görülecektir.

 

Bugün “sosyal refah devleti” anlayışı üzerine inşa edilen Avrupa Birliği ülkelerinde sendikalaşma oranı düşük ya da yüksek olsun, toplu sözleşme kapsamındaki işçi oranları çok yüksektir. Bunun en önemli örneği sendikalaşma oranı %9.7 olmasına rağmen, sendikalarca bağıtlanan toplu sözleşme kapsamındakilerin oranı %93 olan Fransa’dır.  Ülkemizde ise toplu sözleşme kapsamındaki işçi sayısı sendikalaşma ile paralel olarak 1985 yılından bu güne %41.3 oranında gerilemiştir.

 

Kısacası yeni bir sendikal örgütlenme pratiğine ve anlayışına; toplu iş sözleşmesi sistemini yaygınlaştıracak mekanizmalara gerek var.

 

Modern toplum olmanın yolu, bireysel hakları güçlendirmekten geçtiğine göre yeni felsefe ve düzenlemelere en çok da Türkiye’nin ihtiyacı var.

 

  Salim USLU

   Hak-İş Konfederasyonu

   Genel Başkanı

   uslu@hakis.org.tr