Türkiye’nin AB ile ilişkilerinde yine
önemli bir sürece girildi. 14-15 Aralık 2006’da yapılacak AB Zirvesi
öncesinde, Türkiye ile ilgili ilerleme raporu, 8 Kasım 2006’da
açıklanacak.
Türkiye-AB ilişkilerinde bugünlerde
ilginç tanım ve kavramlar havada uçuşuyor. Tren kazası, şizofrenik
ilişkiler, durağanlık bunlardan öne çıkanlarından.
Eğer, Türkiye-AB ilişkilerinde bir tren
kazası olursa, bu kazada sadece Türkiye yara almaz, AB tarafı ve hatta
Rum kesimi de büyük zarar görür. AB’nin genişlemeden sorumlu üyesi Olli
Rehn’in ifadesi ile AB’nin Türkiye ile ilişkilerde ayağına kurşun
sıkması bugüne kadar da görülmüş değildir.
Türkiye’nin son üç yılda kat ettiği
aşama, AB içinde en muhalif kesimlerin bile dikkatinden kaçmamıştır.
Milli gelirindeki önemli artış. Sürdürülebilir niteliğe kavuşan % 7’lik
büyüme ve tek haneli seyreden enflasyon oranı, bir başarıdır.
Türkiye, AB ortalamasının çok üzerinde
bir büyüme performans göstermektedir. Bu haliyle ülkemiz sürece olan
gayret ve içtenliğini kanıtlamıştır. Bunun yanında demokratikleşme ve
sivilleşme konusunda alınan kararlar, hem Türkiye ve hem de AB
kamuoyunda geniş yankı bulmuş ve takdir görmüştür.
İlerleme Raporu’nu ve AB’yi doğru okumak
gerekiyor. Raporda yer alması muhtemel eleştirilere yabancı değiliz.
Temel hak ve özgürlüklerin, düşünce ve ifade özgürlüğünün
genişletilmesi, sendikal mevzuatın yenilenmesi gibi eleştirilere
katılmamak mümkün değildir.
Ancak, şunu da unutmamak gerekir ki,
Fransız Ulusal Meclisi’nin sözde Ermeni Soykırımını kabul etmeyen
yaklaşımın suç sayılması yönündeki kararının, AB’nin düşünce özgürlüğü
kazanımlarına ne kadar zarar vereceğini AB komiserlerine de sormadan
edemeyiz
Türkiye’nin son yıllarda gerçekleştirdiği
reformların uygulanmasına yönelik kimi dirençlerin devam etmesi, yasal
mevzuatın uygulamasındaki aksamalarına getirilen eleştiriler, aslında
bizim taahhütlerimizin bize hatırlatılmasından öte bir durum değildir.
Türkiye’de olduğu gibi AB üyesi ülkelerde
de Türkiye’nin üyeliğine karşı olan gruplar vardır. İlerleme Raporunu ve
AB’yi okurken, bu gibi karşı duruş ve negatif çıkışları karşısında
sağduyu ve sükuneti elden bırakmamak gerekir.
Türkiye-AB ilişkilerinde bir durağanlık
sürecinden kaygılanılmaktadır. Türkiye’nin kat etmiş olduğu bu müzakere
ve tarama sürecinde gelinen nokta karşısında, AB tarafından gösterilen
her türlü geri adım, hem AB’nin kendi içerisinde ve hem de Türkiye
nezdinde AB’ye karşı bir güven erozyonuna sebep olur ki, bu riski her
iki kesim de göze alamaz.
AB sadece Yunanistan ve Fransa’dan ibaret
değildir. Kaldı ki Kıbrıs Sorunu da Türkiye-AB ilişkilerinde kilit sorun
değildir. Tarihsel konumu gereği aslında Kıbrıs, taraf ülkelerle
birlikte Birleşmiş Milletlerin önemli gündem maddesidir.
Süreçte Türkiye’nin yapması gerekenler
kadar, yaptıklarını görmek gerekir. Bunun yanında, AB’nin yapması
gerekenleri de göz ardı etmemek lazımdır. AB’nin Kopenhag Kriterleri
dışında yeni kriterler ortaya koyması, kabul edilebilir değildir.
Konunun iç politika malzemesi yapılaması da yanlıştır.
Türkiye ve AB, üyelik noktasında siyasi
kararlarını vermişlerdir. İlerleme Raporu teknik bir konudur. Bunu kimi
kesimlerin kendi siyasi pozisyonuna göre değerlendirme yaklaşımı ve
bundan yapay muhalefet üretilmesi haklı bir yaklaşım değildir.
Ara sıra durağanlık ve sekteler olmasına
karşın, Türkiye-AB ilişkileri iyi bir düzeydedir ve daha da
iyileştirilmesi her iki tarafın yararınadır.