Bugün 1 Ocak, Mübarek
Kurban Bayramımızın ikinci, yeni yılın ilk günü…
Bütün
vatandaşlarımızın ve tüm Müslüman aleminin Kurban Bayramını ve bütün
insanlığın yeni yılını yürekten kutluyor, barış getirmesini
diliyorum.
Geride bıraktığımız
bir yılda; Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve beraberinde getirdiği
tartışmalar, AB ile ilişkilerde yaşanan gelişmeler, Lübnan yıkımı,
Sosyal Güvenlik reformu gibi bir çok alanda sıcak ve tartışmalı
günler geçirdik.
2007 yılında da yoğun
bir gündem bizi bekliyor.
Ancak, 2007’de uç
psikolojilerde savrulmak yerine; aklın, soğukkanlılığın ve pozitif
düşüncelerin hakim olduğu, geleceğe dair umutlarımızın arttığı
günler geçirmeyi diliyorum.
2007 yılında, baş
örtüsü, laiklik, rejim gibi “yapay gündem”
maddelerinin ve küçük siyasi hesaplar için yapılan tartışmaların
yerini; vatandaşlarımızın “gerçek gündem” maddeleri
olan yoksulluk, işsizlik, sosyal güvenlik gibi sorunların çözümünün
almasını temenni ediyorum.
***
Gerçekleşmiş olsaydı,
1 Ocak 2007 tarihinin başka bir anlamı daha olacaktı.
Anayasa Mahkemesi 23
maddesini iptal etmeseydi, tüm çalışanları tek bir çatı altında
toplamayı öngören Sosyal Güvenlik Reformu Yasalarından birisi olan
ve sosyal tarafların üzerinde büyük oranda uzlaştığı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası (SSGSS) Kanunu bugün yürürlüğe
girecekti. Maalesef Kanunu’nun yürürlüğe girmesi şimdilik 6 ay
ertelendi.
Gerekçeli kararı henüz
açıklanmayan; ancak çalışanlar arasında eşitsizliğe, adaletsizliğe
ve ayrımcılığa yol açan bu iptal karar ile Türkiye karmaşa ile karşı
karşıya kalmıştır.
Aslında sosyal
güvenlik sisteminin temel felsefesi tam manasıyla anlaşılamıyor.
Sosyal
güvenliği, aksesuar olarak değil, arka planında ‘insan odaklılık’
olan; insanların bulundukları toplumda insan onuruna yakışır
şekilde, başka insanlara muhtaç olmadan yaşamalarını sağlamak,
yoksulluğu önlemek, toplumsal huzuru sağlamak için kullanılan
önemli bir enstrüman olarak tanımlayabiliriz.
Anayasa Mahkemesinin,
eşitlik ve adaleti sağlayacak, sosyal devletin gereklerinin yerine
getirilmesini temin edecek nitelikte olmadığını, yoksulluk sorununu
daha da derinleştireceğini düşündüğüm bu kararının ardından hemen
kolları sıvalamalıyız.
Sosyal Güvenlik
Sisteminin sorunlarını temelden çözecek, sistemi yap-boz tahtası
olmaktan kurtaracak, etkin hizmetler sunan bir sistem haline
getirecek bir düzenleme yapmalıyız.
***
Ülkemizde felsefesi
anlaşılmayan ve ciddi değişikliğe ihtiyaç duyulan bir başka müessese
de asgari ücrettir.
1 Ocak 2007 tarihinden
itibaren geçerli olacak asgari ücret rakamları, tartışmaları da
beraberinde getirdi.
Belirlenen rakamların
büyüklüğü yada küçüklüğünden ziyade felsefesinin tartışılması
gerekiyor. Çünkü, asgari ücretin felsefesi, tespit kriterleri
değiştirilmediği takdirde, bu tartışmaları hep yaşayacağız.
Öncelikle asgari
ücret, ekonomik bir maliyet olarak görülmek yerine; sosyal gelişmeyi
sağlamak, yoksulluğu azaltmak için kullanılması gereken bir
enstrüman olarak görülmeli; kendisi ile bağlantılı bir dizi ceza ve
katsayı oranlarından kurtarılmalıdır. Asgari ücret, kişi bazında
değil, çalışanın ailesiyle birlikte yaşamsal ihtiyaçları göz önünde
bulundurularak tespit edilmelidir.
***
Türkiye İstatistik
Kurumu, 2005 yoksulluk çalışmasının sonuçlarını açıkladı. Herkes
tarafından farklı yorumlanan sonuçlar 2005 yılında satınalma gücü
paritesine göre günlük bir doların altında yaşayanların sayısının 11
bin kişiden 10 bin kişiye, 2.15 doların altında geçinenlerin
sayısının ise 1 milyon 752 bin kişiden 1 milyon 109 bin kişiye
düştüğünü gösteriyor. Rakamlar büyük oranda azalmayı gösterse de
yoksulluk hala önemli bir büyüklüğe sahip.
Yoksullukla mücadele
enstrümanlarında felsefe değişikliğini gerçekleştirip, sorunun
giderilmesine hepimizin katkı vermesi gerekir.
Sokaktaki vatandaşın
gerçek gündemi bu; gerisi Laf-u Güzaf!